Dublin
UK vizesi bitmeden Dublin’e gidelim dedik ve Marsel’i ananeye bırakıp yola çıktık. Yola ilk çıktığımızda kendimi biraz duygusal hissettiğim doğrudur fakat uçağa bindikten sonra daha doğrusu uçak yolculuğu boyunca uyuduğum için Dublin’e indikten sonraki ilk görüşmemizle keyfi yerinde olunca o hissiyatım gitti. Dublin denince aklında ne kaldı derseniz barları, kapıları, viskili kahvesi, üniversitesi ( özel bir nedeni var ) ve Guinnes. Dört gün boyunca hava on sekiz on dokuz derece yer yer esintili tam gezme havasıydı. Susmayan martı sesleri ve kararmayan havasıyla güzel zaman geçirdik. Dublin eğlenceli ve keyifli bir şehir. Gitmek isteyenler ve merak edenler için yazıma devam ediyorum.Daha fazlasını oku »Dublin
Londra denince aklınıza ne geliyor benim neden bilmiyorum havası geliyor. Hiç gitmeden yıllar önce “hava gri ve puslu aynı Londra gibi” demiştim Romanya’ya arkadaşlarla gittiğimizde hatta bana gülmüşlerdi nerden biliyorsun diye.
Bir akşamüstüydü. Gökyüzü turuncuyla gri arasında kalmış, sokak lambaları daha yeni yanmaya başlamıştı. Dar sokağın üstüne yağmur sonrası hafif bir serinlik çökerken ikinci kattaki küçük balkonun demirlerinden köpüklü sular aşağı damlıyordu.

