Vakitlerden bir bahar akşamı yağmur damlaları cama vuruyor hava taze toprak kokuyor içim hafiften ürperiyor bu anı dondurmak istercesine gözlerimi kapatıyorum ne mümkün yağmur beni çağırıyor…
Kullanmayacağımı bildiğim halde çantama atıyorum yine hiç yanımdan ayırmadığım sarı semsiyemi bu tedbirli olmak deği bu anda takılı kalmak bir eşyaya çok fazla mana yüklemek…Bunu belki başka bi zaman uzun uzun yazarım ama şimdi yağmur beni çağırıyor…
Yağmuru seviyorum deyip şemsiye açanları anlamadım hiç, seviyorum deyip gitmeleyim diyenleri de ya da elmayı sevip kabuğunu soyanları denizi sevip neme kızanları ben hiç anlamadım yapraklarını koparmak için papatyaya kıyanları sevmenin bu denli bencil yaşananı..
Yağmur hala yağıyor hafiften rüZgar esiyor yarım yamalak bir şarkı mırıldanıyorum
“Tut ki uzaklaştı gözlerin çektin ellerini “ diye başlıyorum ve kollarımı açıp dans ederken her bir yağmur damlası ile melodi olup dökülüyor sözler dudaklarımdan
“Uğruna savaştığın ne varsa
Geride bıraktın hepsini
Çaresiz değilsin, değilsin çaresiz
Eğilme, bükülme, üzülme
Ben varım
Tut ki her yanın bahar
Her yanını sarmış mutluluk
Gülüşler çınlıyor kulaklarında…”
Yağmur dinip huzur veren yağmur sonrası toprak kokusunu içime çekerken hala aynı nakaratı tekrarlıyorum
“Kaybolur izlerim
Bir varmış bir yokmuş
Masal gibi …”
T.MA.A