Çocuklar gibi şendik yola çıktığımızda çünkü İç Anadolu’nun soğuk ayazlı ilkbahar günlerini arkamızda bırakıyorduk fakat Gökova körfezinde muhteşem bir kasaba olan Akyaka’nın rüzgârını hesaba katmamışız…
Olsun olur öyle şeyler…
On saatlik gece yolculuğunun ardından otobüs bizi Akyaka yol ayrımında indirdi. Elimizde valizler yokuş aşağı yürürken yanımızda bir minibüs durdu henüz işe başlamayan Egeli amca bizi merkeze kadar götürdü. Tabi bizden kahvaltı parasını da çıkardı ☺️
Gitmeden önce butik bir otel ayarlamıştık öğleden önce odalara almayacakları için biz de minibüs şoförü amcanın bize söylediği börekçide sabah kahvaltımızı yaptık. “Tatildeyim portakal suyu içmeden kahvaltı yapamam” dediğim için tabi ki portakal suyumu da içtim. Pelo biraz paniğe kapıldı eğer merkezi burasıysa biz burada napacaz üç gün diye… Sonradan otele giderken kısa bir tur atınca doğal güzelliği karşısında mutlu olduk fakat yine de minicik bir yer olduğunu baştan söylemeliyim…
Otele yerleştikten sonra resepsiyondaki kızın önerisine göre Çınar’a doğru yürümeye başladık. Çınar çok güzel bir yer deyince biz de kitap falan okuruz otururuz diye tedarikli gittik. Deniz kenarında ağaçların arasında kuş deniz börtü böcek sesleri ve bol oksijenli bir yol boyunca yürüdük… Yürümesi gayet keyifli… Yolun sonu nereye çıkıyor bilmiyorum ama Çınar’ı görünce mevsim gereği denize giremeyeceğimiz için geri döndük çünkü Çınar denilen yer güzel bir plajmış. Geri döndüğümüzde otelin önündeki iskelede oturup çay içip kitap okuduk ama aşırı rüzgârlı bir gündü üç gün boyunca da rüzgâr devam etti onun dışında hava gayet güzeldi hatta gözlük olduğundan sadece burnum baya havuç renginde yanmıştı… Biraz dinlenip günün yorgunluğunu atınca yirmi dakikalık orman yolu yürüyüşünden sonra Akyaka merkeze vardık kaldığımız otelden… Yaz mevsimi değilse eğer otelde kalmak çok mantıklı değil merkezde bir pansiyonda da kalınabilirmiş gidecekseniz aklınızda bulunsun… Biz İskelem otelde kaldık hemen yanında Baga otel var en popüler olanlar bunlarmış ama açıkçası Akyaka gibi bir yerde çok popüler bir yerde kalmaya da gerek yok zaten her yer yakın küçük yeşil ve mavi… Merkeze indiğimizde sahilde biraz dolaştık ama aşırı rüzgârdan dolayı açık havada oturmamak için ev yemekleri yapan küçük bir yerde karnımızı doyurup canlı müzik yapan bir yere oturalım istedik çok fazla seçeneğimiz olmadığından hoşumuza giden Kum adındaki mekânı tercih ettik… Mekân kendi halinde aşırı salaş bir yerdi çalışanlar falan orta yaşlı tatlı insanlardı çok kalabalık değildi… Saat geçip canlı müzik başladığında ayakta duranlar dâhil her yaştan insanın olduğu bir konser alanına döndü… Müzik yapan kızın ve çocuğun sesi enerjileri mükemmeldi az oturup kalkarız dedik ama program bitene kadar kaldık… Ortam o kadar güzeldi ki uzun süredir hiç böyle güzel bir ortama denk gelmemiştim. Eskişehir’de çok mekân var ama bu derece güzel canlı müzik yapan ve aynı zamanda bu sıcaklığı veren bir mekân yok maalesef üzücü. Saat gece birden sonra canlı müzik yapmak yasak olduğundan program birde bitti mekânın sahipleri bize taksi çağırdılar otele o şekilde döndük. Diğer hoşumuza giden detay ise kapının önünde hava soğuk olduğundan tenekede ateş yakıyorlardı kaldığımız süre içinde keşke sahilde de yaksalar diye konuştuk ama olmadı ya da biz denk gelmedik. Mekânda çalan söyleyen çocuğun adı Burak O Ses Türkiye’ye katılmış izlemediğim için ne oldu bilmiyorum ama baya baya iyi sesi… Kızın ismi de Gizem onun da harika ötesi bir sesi var ikisi düet yaptığında ise mükemmel ötesi bir performans oluyor… Yolunuz Akyaka’ya düştüğünde şiddetle tavsiye ederim bir akşamınızı ayırın asla pişman olmayacaksınız…
İkinci gün deniz kenarında rüzgâr eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra güzel fotiler çekilelim diyerek hazırlanıp öncelikle Baga otelin bahçesinde kahvemizi içtik ve pişman olduk. Hem aşırı rüzgâr vardı hem de baya baya kazıkçılardı kişi başı 14 TL mi ne verdik kötü kahveye Pelo’nun dediği gibi yanında lokum bile yoktu… Yürüyerek yine merkeze inip merkezde bulunan takıcılardan kendimize renkli bir sürü bileklik alıp deli kızın çeyizi gibi taktık takıştırdık… Hatta saçlarımıza bile bir şeyler taktırdık.

İsmini unuttum şuan hala kafamda takılı çünkü saçıma ördürdüm🙄Pelo adı neydi ya bunun şu resimde görülen işte 😅

kıyıdan kalkan minik tekneler ile Azmak turuna çıktık.10-12 kişi olunca kişi başı 10TL ye bu yaklaşık yarım saat süren gezintiyi yapabiliyorsunuz zaten sahil kenarında birçok tur teknesi var. Mevsim yaz olsa daha günü birlik turlarda oluyormuş koylara gidip oralar da denize girilebiliyormuş. Yazın gidenler için güzel bir seçenek olabilir çünkü zaman geçirmek için çok fazla alternatif yok… Kadın Azmağı adı verilen sazlıkların arasında kenarlarında meyhanelerin oturma alanlarının olduğu yerde kısa bir tur atıp fotoğraflar çekildik… Kadın Azmağı adı da dibindeki saçakların kadın saçına benzemesinden kaynaklanıyormuş. Çok temiz ve acayip berrak güzel bir renge sahipti. Tekneyi kullanan adam birçok canlı göreceksiniz hayret edeceksiniz akvaryum gibidir dedi ama ben bir tane balık görebildim sadece… Sazlıkların kenarlarında da kazlar vardı hatta yeni doğmuş kaz yavruları da gördük. Âmâ öyle şaşılacak derece bir şey yoktu belki de bize denk gelmemiştir bilemiyorum yani hayaller başkaydı hayatlar başka oldu…

Turdan sonra Azmak kenarında yürüyüp oradaki yerlerden birine oturup balık ve kalamar yedik yani yemeden mi dönecektik☺️
Biraz daha dolaştıktan sonra çok üşüdüğümüz için akşamüzeri otele dönmeyi tercih ettik ve rüzgârın bol oksijenin verdiği yetkiye dayanarak dinlenip uyuduk…

Diğer gün yine rüzgâr eşliğinde deniz kenarında kahvaltı yapıp indiğimiz yol ayrımından minibüse binip yarım saat uzaklıktaki Marmaris’e doğru yola çıktık. Pelo’nun arkadaşı orda yaşıyormuş iki gün sonunda gezecek ve yapacak bir şey kalmayınca sen gelme biz geliriz dedik kıza çokta güzel oldu…
Marmaris’i de bahane ile gördük ve Akyaka’dan sonra aşırı büyük, kalabalık ve de canlı geldi bize…22 Nisan günüydü ve hava da çok güzeldi. Akyaka’da denizin etrafında ormanlar ve dağlar olduğundan sanki denizden çok büyük bir gölmüş hissine kapılıyor insan ama Marmaris’te büyük bir limanı marinası ve de marinada lüks yatları görünce gerçek bir deniz görmüşüz gibi olduk. Ayrıca mevsimden dolayı yine Akyaka çok tenhaydı Pazar günü biraz daha kalabalık olmasına rağmen kendi halinde olduğundan Marmaris çoktan yabancı turist sezonunu açtığından bayağı kalabalıktı. Fakat sezonda Akyaka’da aşırı kalabalık oluyormuş yerli yabancı turist ve de kampçılar bu minicik kasabanın her yerine doluşuyormuş🙆🏻♀️Ayrıca Kitesurf sporu için en uygun yer burası …Yani yazının başından beri anlattığımdan dolayı rüzgarı acayip meşhur insanın nefesini kesiyor…Son günümüzü de Marmaris’te geçirdikten sonra dönüşte küçük salaş ama güzel el yapımı bir hamburger yapan mekanda akşam yemeğimizi yiyip biraz sahil kenarında oturduktan sonra sabah yola çıkmak için otele döndük…
Yola çıkmadan önce son kez deniz kenarında kahvaltı yaptık ama bize rüzgar iyi davrandı hava gayet mükemmeldi … Pelo Akyaka’ya bir daha gelmem dedi ama ben bir kere daha ama bu sefer yaz mevsiminde gelmek isterim…Aşırı huzur depolayarak baharın ortasında kar ve dolu yağan şehrimize geri döndük…
Hayvanların insanların doğanın ve kasabanın sakinliğinden olsa gerek biz de bu üç günde baya baya yavaşladık günlük saçma koşuşturmalardan stresden mecbur katlanılan insanlardan uzak güzel bir üç gün geçirdik …Yaşanılanları fotoğraflarla ve de bu yazıyla anılarımıza kaydettik dedikoduları da Akyaka’da konuşulan Azmağın soğuk sularında kaybolur diyerek orada bıraktık…
Geldim.Gördüm.Sevdim
Teşekkürler Akyaka…
Teşekkürler Pelom 😘
Not: Akyaka’dan dönerken sadece bir saat mi ne uyudum bu bir rekordur lütfen devamlı uyuyor diyenlere karşı göz önünde bulundurulsun…
Not 2: Baharda gidecekseniz yanınızda güneş kremi şapka yağmurluk hırka tarzı şeyler götürün.
Not 3: Bol bol yürüyeceğiniz için rahat ayakkabıları tercih edin.

