İçeriğe geç

Tik TakTik Tak

Tik tak tik tak tik tak …

Saatinin yelkovanı akrebini kovalıyordu zaman ileri doğru gidiyordu bense yanıbaşında koltuğun ucunda küçülüp küçülüp daha da küçülüp geçmişe gidiyordum bileğimde asla çıkarmadığım saatime bakıyor bir yandan da balkonda bekliyordum kapıdan gireceği o anı …

Boşa beklediğim zamanlarda oluyordu ya da zamanı tutturamadığım anlar ama hep bekliyordum kulağımda tiz tik tak tik tak sesi gözüm akrebin ilerleyişinde kalbim ise umutsuz çırpınışlarda…
Saatinin sesi ile yine döndüm bugüne beni benim sandığımdan daha iyi tanıdığını söyleyen bu adam beni hiç saat takarken görmemişti nedenini sordum bilmiyorum dedi baktım gözlerine gülümsedim …Bir insanın kabuk tutmayan yaralarını içinde dolduramadığı boşlukları bilmezsen bu tanıdığın aslında sana tanıdık gelen bir yabancıdan başkası değildir ki diyemedim ama O anladı benim bakışlarımdan dudağımın kenarındaki o buruk gülümsemeden belki de haklı olduğu bir taraf vardı benim hep es geçtiğim…
Anlattım anlattım aslında hep yaptığım gibi kendimle konuşuyordum arada gözlerine bakıyordum kah yeşil oluyordu kah kahve ama aslında elaydı biliyordum …Gözlerinin yeşil olduğu o an sordum “gözlerim ne renk” cevap vermedi ama biliyordum yeşildi …Bir yandan konuşuyor bir yandan soruyordum konuşurken dinliyordu ama soru sorduğumda cevap vermiyordu …Zaman geçiyordu yelkovan akrebe yetişiyordu zaman o balkonda beklerken geçmiyordu ama o koltukta oturuken ben zamanı durduramıyordum ..
Gitme diyemezdim gerçek olsaydı ama biliyordum ki ben o odada yalnız geçmişle bugünü keşkeler ile iyi kileri hatalarımla doğrularımı ve affetmek ile asla unutamamak arasında kendim ile mücadele ederken yalanla çıktığı kapıdan yine yalanlar girmek üzere çoktan yola çıkmıştı …rüya ile gerçek arasında yüzleşmek zorunda kaldığım ise son kez sarılamadan yıllar önce arabanın içinde arkasından bakakalırken yeşil gözlü adama şimdi de kapının arkasından bakıyor oluşumdu ela gözlü adama…

Ve zaman bu zamanken geçmişimde kalan bu iki adama gülümsedim aynadan yeşilden elaya dönen gözlerime bakarken…Ve bir kere daha hatırladım sayesinde babası tarafından sevilmeyen bir çirkin ördek yavrusu olduğumu ve de asla kuğu olamayacağımı aslında bana hiç unutturmadığını …

Tut ki umutların gün gibi çekiliyor gecenin eteklerine
Uğruna savaştığın ne varsa
Ardında kalıyor gecenin
Tut ki ümitsizlik sardı dört yanını
Umutsuzluk tutmuş tüm yollarını
Bir sese ihtiyacın var bir nefese
Düşünme
Bir an bile
Bensiz yürüdüğün yolları
İçinde olmadığım hayallerini
Düşünme, ben düşünmeyeceğim
Omuzlarımdayken başın
Bedenimi titretiyorken nefesin..

T.MA.A

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir