İçeriğe geç

Sevgi Yoksunluğu

Yaşlı bir ustasının elleriyle yapıldım. Yumuşak kili önce yoğurdu sonra makinenin başına geçti yavaş yavaş beni yaşlı elleri ile şekillendirmeye başladı.

Azar azar kil hamurundan alıyor arada ellerini ıslatıyordu. Islattığında daha bir güzel şekil alıyordum. Elleri şefkatle dokunuyordu incinmemi istemiyordu. Şekillendirmem bitince kurumaya bırakıldım. Kuruduktan sonra beni atölyeden alıp kırmızıya boyadılar. Vitrinde kaldığım süre boyunca her yaştan her yöreden insan ellerine alıp ışıldayan gözlerle baktılar bana. Sonunda güzel bir kadın işlemeli çantasından parayı çıkarıp süslü bir pakete sardırdı. Birkaç gün karanlıkta kaldım sonrasında mutluluk sözlerinin havada uçuştuğu aydınlık bir evin balkonunda bana ayrılan yere koydular. Benim dışımda plastikten, alçıdan ve camdan başka saksılarda vardı. Hepsinin içinde birbirinden farklı çiçekler ekiliydi. Uzun bir süre boş kaldım. Yanımdaki diğer saksılar dolu olmasına rağmen onlarla da ilgilenen yoktu. Birkaç gün hava yağmurluydu. Üstümüz kapalıydı fakat rüzgârın etkisi ile damlacıklar bizi ıslatıyordu. Bu durum hepimizin çok hoşuna gidiyordu özellikle plastik saksının içine dikişmiş olan gül dallarının.
Bir sabah yağmur damlalarının yerini güneşin parlak ışıkları aldı. Balkonun kapısı günler sonra açıldı. Beni balkona koyan kadın elindeki sürahi ile yanımdakilere su verdi. Su verme işlemi bitince dibinde azıcık suyu kalan sürahiyi balkondaki masanın üzerine koydu. Hızlı bir şekilde beni olduğum yerden aldı ve yere serdiği gazete kağıdının üzerine bıraktı. Önceden açılmış olan toprak poşetinden biraz alıp içime yerleştirdi. Benden önce yere koyduğu elindeki çiçekleri toprağa özensiz bir şekilde yerleştirip üzerine yeniden toprakla kapadı. Topraklı elleri ile belli belirsiz dokunup beni iki yana salladı. Masanın üzerindeki sürahiyi alıp dibinde azıcık kalan suyu içime boşaltı. Tek eliyle kenarımdan tutup yerden kaldırarak beni yeniden yerime koydu. Kısa bir süre sonra içeri gidip elinde telefonla geri döndü ve bizim fotoğrafımızı çekti. Daha önce de yaşlı usta beni yaparken birçok insan izleyip fotoğrafımı çekmişti. Bu yüzden bu duruma yabancı değildim. Yabancı olduğum yaşlı amcanın şefkatli ellerinden çıkıp geldiğim bu evde henüz özlediğim o duyguyu hissedememiş olmamdı. İçime yerleştirilen çiçek hafif hafif kımıldandı belli ki rahat değildi. Kökleri havada kalmıştı hem de istediği kadar su alamamıştı ayrıca olduğumuz yere güneş çok fazla vuruyordu ve bu durum üzerindeki minik yaprakların yanmasına neden oluyordu. Akşam serinliği çökünce yeniden kıpırdadı biraz olsun rahatladığı belliydi. Diğer gün balkon kapısının açılması ile içim umut doldu fakat bize su verip parmağını bile dokundurmadan tekrar içeri girdi. Bu durum birbirini takip eden günlerde de sürdü.
Günler sonra bir akşamüzeri kadın ve çocukların olduğu bir grup balkonda yediler içtiler sohbet ettiler. Bazı çocuklar yanımıza geldi bizimle ilgilendi. İçlerinden en küçük olan minicik parmaklarıyla bize ve içimizdeki çiçeklere tek tek dokundu tatlı birkaç cümle söyledi. Bana dokunduğu an unutmaya yüz tutmuş olduğum o duyguyu hatırladım. Gülümsedim. Benim gülümsemem çiçeğime bulaştı o an henüz kimsenin fark etmediği minik bir tomurcuk dalında hayat buldu.

Kişisel Not : 29 Eylül atölye çalışmasının tetikleyicisi “yoksunluk” kelimesiydi..
Yoksunluk kelime anlamı yoksun olma durumu. Bu durum her zaman somut olmaz ve bazen somut olanın çaresi varken soyut olanın eksikliği hiç sona ermez…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir