İçeriğe geç

Ruhu Olan Elbise

Bir yaz akşamı, Ege’nin bir kır bahçesinde, birbirini tanımayan iki kişinin aynı fotoğraf karesinde yer almasından iki sene sonra, bir yaz günü Karadeniz’in sahil şehirlerinden birinde bir fotoğraf daha çekildi.

2018 Temmuz

İki yıl önce aynı karenin farklı yerlerinde gülümseyen bu iki kişi şimdi ise yan yana aynı karede gülümsüyorlardı. Çok şey değişmişti. Değişmeyen tek şey ise kızın üzerindeki mini puantiyeli elbiseydi. Evet bu bir elbise hikayesi, ruhu olan bir elbisenin hikayesi…

2020 Temmuz

 

 

 

 

 

 

Bazı nesnelerin ruhları vardır. Bazen köşede duran bir biblodur bu, bazen bir kolye, bazen ise bir elbise…Bu nesneler öyle bir zamanda öyle bir şekilde hayatımıza girer ki; tüm enerjimizin, benliğimizin ve de yaşamımızın değiştiğini fark etmemiz çok zamanımızı almaz.
Hayatın her zaman kendi bildiği vardır. Biz planlar yaparken soncunda hep hayatın sürprizlerini yaşarız. İşte öyle bir zaman dilimindeydim. Gideceğim yer için giyecek kıyafet konusunda kendimi en olabilecek kişinin kapısında buldum. Laylay yatağın üzerine bir sürü kıyafet çıkardı. Tüm elbiseleri tek tek denedim. İçlerinden mavi olan sarı çiçekli elbiseyi beğenmiştim ki o sırada “en sona sakladığım, denemeni istediğim bir elbisem daha var ve bence bunu giydiğinde hepsini unutup işte bu diyeceksin” dedi. Dolaptan beyaz, üzerinde siyah puantiyeleri olan o mini elbiseyi alıp bana uzattı. Nasıl bir bakış attıysam “önce giy, sonra karar ver. Hayatının elbisesi olacak” dedi gülümseyerek. Kırmak mümkün değildi. Elbiseyi giydikten sonra boynuma kırmızı bir fular doladı ve “işte şimdi oldu” dedi. Aynaya baktığımda söyleyecek tek bir kelime vardı “haklıymışsın” … O akşam bu elbise ile bir kalbe sevgi tohumu ekildi ve geçen bir yaz mevsiminde tohum büyüdü büyüdü sardı diğer kalbi. Derler ya hep Eylül’ün gelişi yeni bir başlangıçtır yeni umutlara yeni hayallere ve güzel günlere dair diye işte öyle oldu. O hazan yapraklarını dökmedi bahçelerim ve kışa inat hep çiçek açtı kalbim ruhum ve hayatım…
Geçen iki sene içerisinde kabullenilmiş, çaresiz öğrenilmiş bir duygunun aslında yanlışlığını fark ettim, ben sevilirken aslında kendimi sevmeyi öğrendim. Tüm yanlış bildiklerimi zamanla sildi yerine yenilerini koydu. Kabuk bağlayan, arada kanayan yaralarımı sardı, iyileştirdi. Aynı yolda aynı yöne doğru yürümenin keyfi bir başka çünkü yol arkadaşlığı tanımının en güzel vücut bulmuş hali olduk birbirimize…

Bir kış günü herkes tarafından sevgililer günü olarak kutlanan bir günde hediye aldığım bir kitap tüm duygularımıza tercüman oldu. Nohut bir odanın içinde geçen hikayelerdi yazılan ama benim kalbimi ısıtan, gözlerimden dökülen yaşlara neden olan o ilk sayfasına yazılan cümlelerdi…
“Herkesin içinde sevincini, neşesini, üzüntüsü yaşadığı gibi bir nohut odamız olsun bizimde. İçinde sevinci bol, kırgınlığı az olsun. Kendi nohut odamızda beraber atalım kahkahaları, beraber yaşayalım bu hayatı.”
Sonrasında bir adımda ben atmalıyım diye düşündüm. Günün birinde anlatılacak, yazılacak ve bu zamanları özel kılacak bir şey olmalıydı ve buldum. Gerçekliği konusunda hala bir kesinliği olmayan bir efsanedir artık yıl hikayeleri, filmleri… Efsaneye göre dört yılda bir, artık yılda İrlandalı kadınlar kartpostal ile hayatlarındaki kişiye evlenme teklifi edermiş. Şubat 2020 bunun için en uygun zaman olduğuna göre dedim ve küçük yardımlar alarak o gece İzmir’de bulunan yakışıklıya arkasında not yazılı bir kartpostal gönderdim.


“Geçmiş zamanlardan günümüze kadar gelen bir efsane varmış. Bu hayatlarındaki adamları çok seven kadınlarla ilgili bir efsaneymiş. Efsaneye göre kadın adama kartpostal verirmiş ve… Gerisini öğrenmek istiyorsan sevgilim beni ara.”
O an kalbimin sesinden telefonda hikâyeyi nasıl anlattım bilmiyorum ama evlenme teklifi ettiğimde evet cevabını duymak hayatımda en mutlu olduğum anlardan biriydi. Son bir adım kalmıştı bunu aileler eşliğinde kutlamak ama hayatın gerçekleri mayıs ayındaki hayallerimize engel oldu. Her şeyi zamana bırakıp hayatın getirdiklerine göre yaşarken planlamadan hazırlanmadan belki de en doğal ve en güzel haliyle tanışmamızdan iki yıl sonra bir adım attık. Nişan gününe dair heyecanıma ortak olan birçok ayrıntı var aklımda ama asıl o güne ait fotoğraf karelerde göze çarpan o puantiyeli elbise güne damgasını vurdu. Hayatımda ikinci kez o elbiseyi giydim ve bu seferde hayatlarımızı birleştirdi.


Peki elbise nasıl mı bana geri geldi? Karantinanın kaçıncı günüydü bilmiyorum kapı çaldı. Elimdeki paketi açtım ve elimde elbise koltuğa oturup o satırları okudum
“Hayatında böylesine güzel adımlar attığın, büyük başlangıçlara doğru yola çıktığın bu yıl sana ne hediye edebileceğimiz konusunda uzun uzun düşündük. Bu hikâyeye, hikayeni başlatan ve güçlü bir ruha sahip bu elbiseyle devam etmen gerektiğine karar verdik. Hikâyen hep güzel kalsın. İyi ki doğdun, iyiki varsın.”
    Asıl siz iyi ki varsınız hayatımdaki minnak ve deli kadınlar …

İşte böyle…Tesadüflere inanır mısınız? Ben inanmam. Benim inandığım şey seçimlerimdir. Seçtiğimiz ve vazgeçtiğimiz her bir tercih bizim hayatımızdır. Bu nedenle bir yaz günü ne giyeceğinizi seçerken iyi karar verin çünkü hayatınız tamamen değişebilir…

Kişisel not: Yüzüklü evlenmek teklifi etmedi mi diyenlere; etmez mi hem de dünyanın en güzel şehrinde hatta öyle ki günün sonunda sanırım balonlar büyüktür yüzük oldu benim için…


Kişisel kişisel not: Hayat bildiği gibi gelsin!..

“Ruhu Olan Elbise” hakkında 4 yorum

  1. O zaman dans☺️
    Not: minik tçlerden sonra da o elbisenin içine girebilmen dileği ile, hep böyle güzel kalın birlikte..

  2. Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş. “Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı “Olur” demiş çekine çekine.
    Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış. “Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş…
    Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına. Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.
    Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.
    Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?”
    Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.
    “Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.
    Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.
    Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor,
    başta neyseler sonunda da öyleler.. ”
    Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

    “Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.
    Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi
    birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.
    Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de,
    şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.
    Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise,
    şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi,
    birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler.
    Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi,
    onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.
    Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.
    “Asıl ders bu değil!” dedi baba.
    Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.
    “Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak…
    İkisinde de bir tat yok ”
    Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu
    yavaşça bir fincana boşalttı.
    Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı.
    “İçmek istersin herhalde” dedi.
    Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.
    “Kahve çekirdekleri gibi
    birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur.
    Mis gibi, temiz ve huzur verici.
    Herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi…
    Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve
    şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.”

    Kahve tadında bir yuva dilerim 🦋

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir