İçeriğe geç

Lvivska Vesna

Lviv

Gitmek istediğim ülkeler arasında Ukrayna hiç olmamıştı ama bir gün arkadaşın  Lviv tam senin seveceğin gibi bir şehir demesiyle küçük bir araştırmadan sonra vizesiz ve uygun fiyatlarda olması da göz önünde bulundurarak biletlerimizi 13 Temmuz gecesi Ankara-Kiev olarak almış bulunduk. Şu an bunları yazarken şunu söyleyebilirim ki yeniden gidip gezip görmek istediğim şehirlerin arasına girdi. Ve de bir sonraki gidişime kadar anılarımda adını Lion dan alan ve de UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş olan bu şehir. Tam bir kültür başkenti ikinci dünya savaşında Polanyalı’ların yaşadığı şehirken savaş sonrası Ukrayna’ya katılmış. Multikültürel bir şehir olduğunu da söylemeye gerek yok sanırım.      

     Bu şehre gelmeden önce Kiev’de küçük çaplı bir aksiyon yaşadık ama bir sonraki gidişimiz için tecrübe oldu diyebiliriz…Eğer Kiev’de kalmayacaksanız biletinizi direkt Liev’e almanızı tavsiye ederim. Çünkü tren en erken sabah altıda var ama uçağın inişi ve uber ile tren garına geçişimiz üçü bulmuştu tren garında beklemek zorunda kaldık üstelik bir de ilk trene yer kalmayınca o da yetmezmiş gibi diğer trende de sadece birinci sınıf kalınca bize biraz maliyetli bir tren yolculuğu oldu yani ucuza almış olduğumuz uçak bileti Lviv için alacağımız bilet ile aynı seviyeye geldi diyebilirim. Bu nedenle dikkat etmekte fayda var diğer sorun ise gişede çalışanların kendi dilleri dışında dil bilmediklerinden anlaşmak oldukça zor oluyor ama bazı gişelerde İngilizce bilen çalışan var fakat gişeler farklı saatlerde açıldığından onu da beklemek ayrı sorun haline geldi bizim için…Beklediğimiz yerde bir de devamlı görevli gelip oturduğumuz yerlerden anlamadığımız dilde bizi devamlı kaldırınca sabah sabah hiç çekilmez bir macera oldu sonradan öğrendik ki yolcu bekleme salonu garın diğer tarafındaymış ama nerden bilelim her yer Kiril alfabesi ile yazılı ve anlamadığımız dili konuşan insanlarla dolu…Şimdi yazarken gülüyorum bize ama yaşarken hiç komik değildi…

1.GÜN

    Lviv tren garında indikten sonra daha önceden Viber yardımıyla konuşup ev kiraladığımız kişiyle buluşmak üzere evin olduğu yere yine uber ile gittik. Ev çok merkezi ve güzel bir yereydi. Eğer gidip kalmak isteyen olursa fiyatı da gayet uygundu kiralayan kadının iletişim bilgileri mevcut yardımcı olabilirim😊Ev kiralamak hem daha uyguna denk geliyor hem de merkezde olduğu için gezerken eve uğrayıp dinlenme olayı mükemmel ayrıca evde kalabalık kalıp maliyeti düşürebiliyorsunuz.

    Eve yerleştikten sonra kendimizi Lviv’in taşlı sokaklarına kendimizi attık. Ve oraya buraya bakıp sokakları keşfederken kendimizi listede yer alan “Lviv Handmade Chocolate” yerinde bulduk. Burası çikolatalarını kendileri yapan üç katlı bir bina. Binanın bir katında çikolatanın yapılışını izleyebiliyor diğer katında çeşit çeşit el yapımı çikolatalardan satın alabiliyorsunuz onun dışında çok tatlı bir çatı katı var orada da oturup sıcak çikolata içebiliyorsunuz. Burada tabiki kendime anahtarlık aldım ayrıca hediyelik çikolata aldık. Başka bir gün sıcak çikolata içmeye uğrayacaktık ama açıkçası hava koşullarından insanın pek sıcak çikolata içesi gelmiyor bir sonraki gidişimize bıraktık bu eylemi. Yemek olarak o gün daha önce arkadaşlardan tavsiye aldığımız üzere “Big Plate” isimli bir mekânda pizza yedik gayet hoştu tavsiye edilir…

      Yemekten sonra kahve içmek üzere “Lviv Coffee Manufacture” adındaki Rynok Meydanı’nda bulunan yere gittik. Giriş katında kahve çekirdekleri satıyorlar istediğinizden hem çekirdek olarak ya da çekilmiş olarak alabiliyorsunuz zaten içeri girdiğiniz an yoğun bir kahve kokusu sizi karşılıyor. Bir yan oda da hediyelik eşyalar satılıyor buradan da yine kendime anahtarlık aldım. Onun yanında da kafesi var. Ayrıca bir de açık alanı var burada da akşamları canlı müzik oluyormuş ve bize denk geldi çıkan grup hem İngilizce hem de kendi şarkılarını söylediler ve gerçekten süperlerdi. Tüm bunlar bir yana bir de mekânın alt katı var bu kat bir maden. Buraya girerken başınıza bir baret veriyorlar. Madende özel karamelli bir kahve yapıyorlar ve bu kahveyi barista özel ateş şovu ile hazırlıyor. Çıkışta ise bareti teslim etmek gerekiyor…Kahve sevenler için mükemmel bir mekân…

   Akşam hem bir şeyler içmek hem de eğlenmek için “Pravda Beer Theatre” a gittik. Kendi biralarını kendi üreten en gözde mekanlardan biri burası. Pravda Rusça’da “gerçek” anlamını taşıyor. Pravda Beer Theatre ismi işte bu “gerçek” ten yola çıkmış ve şu anda Pravda birasını dünya çapında tanıtılmasını ve Pravda birası aracılığıyla Lviv ve Ukrayna’nın dünya çapında tanınmasını sağlamış. Çeşit çeşit ve üzerinde özel çizimleri olan biralar mevcut. Ukrayna’da, taze şerbetçiotu, mürdümük çiçeği, ayçiçeği ile bira üreten tek bira üreticisi Pravda’dır. Ve bu konuda gerçekten çok iddalılar. Pravda Beer Theatre, Rynok Meydanı’nın merkezinde, Lviv’in tarihi yüzüne göre yeni sayılabilecek 20. yüzyıldan kalma bir binada bulunmaktadır. Tiyatro şeklinde tasarlanmış üst katında kendilerine özgü her akşam aynı saatte çıkan “PRAVDA” adında orkestraları var. O akşam yetişemedik ama son akşam dinlemeye gittik gerçekten çok güzel ayrıca bir ara boş pet şişeler dağıtıyorlar ve izleyiciler kendilerine eşlik ediyor. Karanfil aromalı bir birası vardı en çok onu sevdim diyebilirim. Ayrıca biz orada hiç yemedik ama yemeklerinin de çok güzel olduğunu duydum da bir sonraki gidişimizde yapılacaklar listesine eklendi.Eve dönerken şehrin sokaklarını keşfederken karşımıza Opera binası çıktı. Oldukça güzel bir mimarisi var ayrıca gece ışıklandırması mükemmel. Son gün içeri girmek istedik ama zamanımızı başka bir yerden yana kullanınca buranın içine girme olayını da yine başka gelişimize erteledik. Opera binasının karşı sokağında her gün açık olan ucuz hediyelik eşyaların satıldığı bir yer var orayı da tabiki son gün gezerek hediyelik bir şeyler almayı bu şehre dair ihmal etmedik.

    2.GÜN

  Sabah tatlış bir kafede tatlı tuzlu bir kahvaltı yaparak öncelikle Ivan Franko Parkına gittik. Ivan Franko Ukraynalı bir şair, yazar, sosyal ve edebiyat eleştirmeni, gazeteci, tercüman, ekonomist, politik aktivist, felsefe doktoru olup aynı zamanda Ukrayna’da ilk dedektif romanı ve modern şiir yazarıymış. Ayrıca Batı Ukrayna’daki sosyalist ve milliyetçi hareketin kurucusu. Lviv parkların içindeki şehir gibi o kadar çok yeşil alan var ki. Burada biraz yürüyüp bankalarda oturup temiz havanın keyfini çıkardıktan sonra St.George Katedralini görmeye gittik. Heykeltıraş Johann Pinzel tarafından 1744 – 1760 yılları arasında inşa edilmiş.  Avrupa’nın en önemli katedrallerinden olan bu görkemli yapı mimarisi ile de ilgi çekiyor. Burayı gezdikten sonra şehri dolaşarak birkaç park daha görüp 1787 yılından beri var olan bir açık hava müzesi haline gelen mezarlığa gittik. Ara ara yağmura yakalansak bile yanımızda yağmurluklar sayesinde yürümeye devam ettik. Fakat yürümeyi sevmiyorsanız otobüs kullanabilirsiniz. Dönerken yine yürüdük aslında biz hep yürüdük çünkü tüm sokaklar başka bir keşfedilecek yere çıkıyor.   Eski şehirde yer alan Dormition Katedrali ve de Dominican Katedrali ve manastırı uğradığımız diğer yerlerdi. Dormition Katedrali 13.yy. da ahşaptan yapıldığı için 1340 yılında yaşanan yangında hasar almış. Altın rengi kubbeleri ile şu an Yunan Katolik kilisesi olarak kullanılıyormuş. Dominican Katedrali mimarisi oldukça etkileyici olup buranın önünde ilk Rus matbaacısı Ivan Fyodorov’un anıtı var ve de burada sahaflar pazarı kuruluyor. Çok güzel şeyler vardı ya da ben seviyorum diye bana güzel geldi bilemiyorum. Bunun dışında ilgisi olanlar için Peter ve Paul Garrison Kilisesi’de Lviv’deki en güzel dini yapılardan biri. Bunların hiçbirinin içinin fotoğrafını çekemedim ama hepsinde ayrı ayrı dua ettim 😊Akşam yemeğinde “Kryjivka Cafe” de Borch Çorbası içtik. Burası aslında Ukraynalı askerlerin savaş zamanında kullandığı bir sığınakmış. Şu an restorana çevrilmiş. Gittiğimizde kapı kapalıydı kapıyı çaldığımızda içerideki adam parolayı soruyor daha önceden duyduğumuz için parolayı söyledik, Slavi Ukraini (Yaşasın Ukrayna). Kapı açıldıktan sonra aşağı kata inip bir masaya oturup çorbamızı içtik. Eski Romalıların milli yemeğiymiş Borch çorbası. Kök bitkilerinden yapılmış etle lezzetlendirilmiş bir çorba. Yanında da krema getiriyorlar ve ayrı bir lezzet katıyor. Ekmek isterseniz yanında getiriyorlar ama ekstra para alıyorlar😊Burası Rynok meydanında 14 numaralı binanın giriş katında bu da ek bilgi olarak burada dursun.   Oradan çıkınca vişne likörü içtik hemen oradaki küçük dükkânda bu şehirde vişne likörü satan birkaç yer var hepsi küçük ama çok şirin. Ben çok sevmedim ama denemenizi tavsiye ederim ben daha tatlı likörleri seviyorum hatta bunu da daha sonra gittiğimiz “Gas Lamp “mekânında böğürtlen ve karadut içerek denedim. Burası gaz lambası mucidi anısına kurulan bir mekân içecekler tüple geliyor. Gece ilerleyen saatlerde biraz daha şehirde dolaşıp daha sonra bira alıp (life is too short to drink cheap beer) meydanda dolunay da varken banklarda oturduk. Zaten insanlarda belli saatten sonra dışarda oturuyor.

    3.Gün

   Kahvaltıyı meydanda kruvasan yiyerek yaptık ama bu kruvasan bildiğiniz kruvasanlardan değil.Neli isterseniz öyle yapılan koacaman kruvasanlar.Ve de içecekleri doğal aşırı güzel yolunuz düşerse şiddetle tavsiye edilir ki bir ara biz de Eskişehir’de böyle bir yer açsak mı diye düşündük. Düşünüyoruz… Kahvaltıdan sonra öncelikle Rynok Meydanında bulunan daha önce de yanından geçtiğimiz Unesco Dünya mirasına girmiş “Boim Şapeli” ne gittik. Şapel 1600 yılında inşa edilmiş. Oradan yine meydanda bulunan belediye binasının içerisinden çıkılan “Ratuşha” adı verilen gözlem kulesine çıktık ki maalesef buraya çıkmak düşünüldüğü kadar kolay değil. Şehir kuş bakışı görüldüğünden binaların içerisinde kalan avlularda net şekilde görülüyor. Ve bir kez daha anlaşılıyor ki Lviv gerçekten parkların içindeki şehir. Bu manzarayı görmek için 408 basamak çıkmak gerek. İnmesi de en az çıkması kadar zahmetli. İndikten sonra diğer durağımız “House of Legend”.48 numaralı binanın dışında türlü ejderha resimleri olan üç katlı tatlı ve kahve mekânı burası. Çatı katında bir baca temizleyici heykeli var bunun nedeni de eskiden bu ev baca temizleyicisi bir aileye aitmiş. Ayrıca çatıda bir de uçan araba var 😊Hava o gün biraz sıcak olduğundan sadece gezip oturmadan oradan çıktık ve “Ermeni Kilisesi”nin de bulunduğu Ermeni sokağına gittik burada güzel birkaç kafe var. Yine Meydanda bulunan çok eskiden beri var olan heykelin oradaki kafede oturup bir şeyler içtik. Burası o kadar eski bir yermiş aynı zamanda tango ve salsa geceleri de yapıyorlarmış ilk geldiğimiz gece sokakta yürürken tango yapan insanları da görmüştük. Dans her yerde yeter ki müziğini yanında taşı biz de şarap evinin olduğu köşe başında bir gün önce sokak sanatçılarının çaldığı müzik ile dans etmiştik😊Gün içerisinde gittiğimiz yerlerden biri de “Potocki Sarayı”. Burası Fransız mimarisi ile yapılan Potocki ailesi adına yapılmış bir saray. Biz içini gezmedik ama isterseniz gezebiliyorsunuz. Oradan da Forum Lviv e gidip hem bir dolaştık hem de marketinden atıştırmalık bir şeyler aldık. Yengeçli Lays çok güzel😊Akşamüzeri de meydanda hazırlıkları yapılırken gördüğümüzden açık hava konseri yapılacağını biliyorduk oraya gittik ama bir süre sonra aşırı yağmur yağınca ve çok ıslanınca konser alanını terk emek zorunda kaldık.

4.GÜN

Güne mükemmel krep ve dilim pizza yiyerek başladıktan sonra bira müzesine gitmek üzere yola çıktık yolda opera binasının önünde askeri bandonun gösterisi vardı ve o kadar güzeldi ki bitene kadar onu izledik bir ara bandoya yerel bir kadın sanatçı da şarkıları ile eşlik etti. Bando hem çaldıkları ile hem de koreografileri ile efsanenelerdi. Sonra Bira müzesine gidip biranın ilk aşamasından nerelerde nasıl kullanıp bugünlere geldiğine dair müzede bilgi edindikten sonra yukarısında tadım denemesi yaptık bazıları aroma olarak güzel olsa da bazıları yine benim için güzel değildi. Âmâ içmediğim kadar bira içmiş olabilirim bu gezide. Gün içerisinde alınacak ve daha önce gittiğimiz yeniden gitmek istediğimiz yerlere yeniden uğradık kahve ve çikolata evi bunlardandı. Akşam bu sefer “PRAVDA” orkestrasını da dinlemek için erken gittik yer kaptık önden 😊Gerçekten adamlar çok iyi bol alkışı hakkediyor. Tren Kiev’e gece olduğundan son kez şehirde yürüyerek Lviv’e veda ettik ve yataklı vagonlarımızda yola çıktık. Kiev’de o kadar çok yürüdüm ki aklımda kalan sadece tüm gün attığım adım sayım. İleride belki başka yazıda bundan bahsedebilirim ama bu yazı sadece Lviv’e özgü…Çok eğlenceli, kültürel ve romantik bir şehir…Sevgiliyle, arkadaşlarla hatta aileyle bile gidilir. Ve bence çıkıp çıkıp gidin…

Not 1: Bol yeşillik, çiçekler ve de yağmurdan dolayı bahar ayında gitmişiz gibi hissettiğimden Lviv’de bahar anlamına gelen bu başlığı seçtim.

Not2 : Para birimi Grivna.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir