Hiç aklımızda yokken kendimizi bulduğumuz ve iyi ki dediğimiz şehir Tiflis !
Diloş ,Laylay ve Engin’in bir ay önce bize geldiklerinde “biz gidiyoruz siz de gelin” demesiyle komşumuz Gürcistan’ın başkenti aklımıza düştü. Daha önce kimseden duymadığımızdan gezilecek ülkeler ve şehirler listemizde burası yoktu. Biraz araştırınca arkadaşlarımızla bir hafta sonu kaçamağı yapalım diyerek biz de biletlerimizi 29 Şubat gecesine aldık. Sabiha Gökçen havalimanından yaklaşık iki buçuk saat direkt uçakların olması ise yolculuğu cezbeden detaylardan biri çünkü yeni havalimanına gitmek ülke değiştirmekten daha zor. Tiflis’e indiğimizde bizden bir saat ileri olduklarından ve gece on ikiyi geçtiği için otobüsle ulaşım sağlayamadık.Ancak şehirde “Bolt” uygulamasıyla yolculuk yapmak hem uygun hem de güvenli. Daha önceden Airbnb den kiraladığımız şehrin merkezindeki kalacağımız eve yaklaşık yaklaşık yarım saatte yirmi beş Lari ye (GEL) gittik. Taksiler de çok fazla fakat taksiciler yabancı gördüklerinde çok daha yüksek fiyata istediğiniz yere götürüyorlar.( mesela merkeze yetmiş seksen Lari ye götürmek istediler ) Bir Lari ise yaklaşık on iki Türk Lirasına denk geliyor ki bir kere daha paramızın ne kadar değersizleştiğini anlamış bulunuyoruz. Otele göre evde kalmanın daha uygun olduğunu söylememe gerek yok sanırım .Kaldığımız evin hem çok merkezi hem de güzel olması ise artı yöndeydi.
1 Mart sabahı, baharın ilk günü henüz son cemre toprağa düşmemişken kendimizi Tiflis sokaklarına attık. Rehberimiz bizden bir hafta önce arkadaşının yanına gelen Laylay’dı. Hava sekiz dokuz derece ılıktı. Kaldığımız süre boyunca çok soğuk olmadı ve yağmur yağmadı bu nedenle güzel bir şekilde gezebildik. Bu şehir yürüyerek gezilen bir şehir olmasından dolayı gideceğiniz mevsimi ve hava durumunu iyi seçmekte fayda var. Ayrıca rahat çok rahat ayakkabılar şart. Bu şehirle ilgili bilmeniz gereken ilk şey şehrin insanları güne on birden önce başlamıyor hatta bazı yerler daha da geç açılıyor. Bu nedenle gidilecek yerlerin açılış saatlerine önceden bakmak kapıda kalmamak için önemli. Kimsenin telaşı yok, şehir o yüzden genel olarak sakin. Benim için şaşırtıcı değil Sinop’tan alışığım ama şehirde trafik ışığı yok bu nedenle yaya geçitlerini kullanmak gerekiyor ve tüm arabalar her türlü yaya görünce duruyor. Biz Özgürlük Meydanına çıkan sokakların birinde kaldığımız için rotamızı buradan başlattık. Özgürlük Meydanının tam ortasında Aziz George heykeli bulunuyor ve Gürcistan bağımsızlıklarını burada kutladıkları için buraya “Özgürlük Meydanı” adını vermişler. Dışarıda kahvaltı kültürleri olmadığından yürürken bir yer buluruz diye düşündük ve öyle de oldu ,küçük bir kafede kahve ve sandviç eşliğinde karnımızı doyurduk. Şehrin ana caddelerinden biri Rustaveli Caddesi, geniş ve uzun bir bulvardan oluştuğu için Bağdat caddesini andırıyor. Trafik ışığı olmadığı için trafik asla durmuyor bu nedenle alt geçitleri kullanmak önemli. Bu caddede Sovyet mimarisi gözle görülüyor. 19. yüzyıldan kalma çizgili opera ve bale binası bu cadde üzerinde. Kapalı olduğundan içerisini görmemiz mümkün olmadı ama biz gelmeden önce Laylay bir akşam opera izleme şansına sahip olmuş bizden ondan dinledi😊 Cadde boyunca, hatta tüm şehirde eski yapıda binaların kapılarından baktığınızda avlulara açıldığını ve kapılardan girdiğiniz yerlerde bile eskiliğe rağmen farklı konseptlerde bar kafe ve restoranların olduğunu görmek bizi çok şaşırttı. Parkları ve her köşe başında çiçekçileri ise bu şehre ayrı bir romantik hava katmış. Dostluğun, sevginin ve barışın simgesi olan mimoza çiçekleri çok fazla satılıyor ve her mekanda masanın bir kenarında vazo içinde mutlaka duruyor. Ayrıca çiçekçi gibi köşe başlarında kitapçılar da çok fazla. Hafta sonları bit pazarları da kuruluyormuş ama biz gitmedik.Bununla beraber şehirde görülmesi gereken yerlerden biri adını Gürcü tiyatro yönetmeninden alan yamuk saat kulesi yani Gabriadze Kukla Tiyatrosu. Günde iki kez saatin ortasında perde açılıp kuklalar geçit yapıyormuş. Bize denk gelmedi zaten Diloş kuklalardan korktuğu için izlemek istemedi😊Şehrin ara sokakları hep birbirinden güzel olduğu gibi yamuk saate çıkan sokakta çok güzeldi ve buralarda çoğunlukla satılık resim sergileri vardı.
Acıktığımızda Laylay’ın önerisi ile daha önce gidip beğenmiş olduğu Zodiaqo adlı mekana gittik. Mekanda yöresel yemekleri olan Khinkali yedik. Önceleri bu yemeğe karşı biraz önyargılıydım ama tadına baktığımda bayıldım. Hamurun içine et, peynir ve ya mantar konularak hamurun haşlanması ya da kızartılmasıyla yapılan hatta mantıya benzetilen bir yemek. Fakat mantıdan farklı olarak yoğurt ile servis edilmiyor ve de daha büyük bir şekilde bohça şeklinde kapatılıyor. Kızartılmışı için değil ama haşlaması için özellikle söylemek gerekirse elle yenilen bir yemek olduğundan tutma yeri yenmiyor. Laylay’ın vermiş olduğu bilgiye dayanarak yazıyorum ki haşlamanın içindeki suyu ne kadar çok içer tabağa ne kadar az içindeki sosun suyundan dökerseniz o kadar iyi öpüştüğünüze dair bir rivayet varmış inanlar için Challenge Accepted 😊 Bu arada şehir şaraplarıyla meşhur olduğu için yemek yanında şarap içmek kaçınılmaz oldu. Bunun dışında gezerken gördüğümüz çok fazla büyük ya da küçük şarap evleri var. Yemek üzerine kahve içelim bir de tatlı yiyelim derseniz ki biz dedik yine
Laylay’ın önerisiyle yamuk merdivenli yere yani Cafe Linville’ye gittik. Tiflis’te bir çok bina dışardan ve içeriden yamuk. Kızların meslekleri olduğundan tüm gezi boyunca bunun üzerinde konuştuk ama bu mekanın merdivenleri baya yamuk sarhoş gitseniz yanlış görüyorum dersiniz 😊Bunun yanı sıra merdivenlerden girince anane evine gelmiş gibi bir his yayılıyor. Geniş bir odadan iki ayrı oda daha açılıyor ve tüm masa, sandalye, koltuk ve diğer eşyalar bir çoğumuzun çocukluk anılarına ev sahipliği yapmıştır . Şimdiki adıyla vintage tarzı bir dekorasyon yani. Burada hem dinlenip hem de muhabbet ettik. Laylay’ın bir arkadaşı da bize eşlik etti. Alman bir çocuk fakat tanıdığım Almanlara göre daha rahat ve sıcak kişiliğe sahipti. Biz kahve içerken Alkın ve Engin yürürken bira, yemeklerde şarap içmemiş gibi yöresel olan chacha içkisini denediler. Biz de adı farklı gelen tatlılar yiyelim dedik sonuç olarak bize kendi yorumlarını kattıkları muhallebi, elmalı tart ve sufle getirdiler ama tadı çok güzeldi. Konu tatlıdan açılmışken Tiflis’e gelinip yenilmesini tavsiye ettiğim tatlı özellikle waffle sevenlere Chimney Cake.
Bunu da Lumier de yiyebilirsiniz. Eğer yerseniz dondurmalı olanı yiyin 😛 Günün diğer kalanında gittiğimiz yerlerden biri de Fabrika oldu.Burası Sovyet döneminden kalma bir iplik fabrikasıyken artık Hostel olarak kullanılıyormuş. Konaklama dışında yeme içme, uzaktan çalışma ve sosyalleşme için ortamı çok güzel olan bir mekan. Hem içerisi hem avlusu ayrı bir güzellikte. Avlusunda farklı restoran ve barlar bulunuyor. Not olarak söylemek gerekirse de gördüğüm en değişik tuvalete sahip. İçeri girdiğinizde loş kırmızı ışık ve seksi şarkılar sizi karşılıyor daha fazla yorum yapmak istemiyorum😊 Şehrin sokaklarında grafitiyle karşılaşmamak mümkün değil ama bunların bir çoğunu bu bölgede görmek mümkün. Yürüme yollarımızdan biri de Tiflis’in bohem mahallesi Sololaki oldu. Burada yürümek insana tarihte başka bir zamana ışınlanmış gibi hissettiriyor. Yazarlar Evi bu cadde üzerinde ve bizde girdik. Burası özel bir malikane .İçeride kadınlar gününe özel Şişe Cam’ın yaptığı etkinlik vardı. Farklı yerlerden gelen yirmi altı kadının yaptığı mozaik resimler sergileniyordu. Hem evi hem sergiyi gezip oradan ayrıldık. Bütün gün yürümenin verdiği yorgunlukla tekrar çıkarız diye akşam eve döndüğümüzde bir daha çıkamadığımızı söylememe gerek yok sanırım. Farklı bir ülke, hava değişimi, yorgunluk sonucu evde biraz zaman geçirip uyuduk. Yeni yerler keşfetmek her zaman ruhuma iyi geliyor hele de sevdiğim insanlara yanımdaysa bu mutluluk iki katına çıkıyor. Hayat sana teşekkür ederim 😊
Cumartesi günü kahvaltıyı araştırma sonucu evin yakınında bulunan minik bir yer olan Breakfast İs de yaptık. Hatta öyle ki bir sonraki günde buraya geldik. Fakat yazılı olmayan bir kuraldır ki yeni şeyler ilk tattığınızda en yüksek hazzı verir. Bir gün önce gezdiğimiz Tiflis’in gizli çarşısı olan Meydan Çarşısı’ndan rotamıza başladık.Burada keçeden yapılmış ürünler, seramikler ,el yapımı ürünler gibi farklı hediyelik eşyalar bulunuyor. Buraya yakın olan yine aynı bölgede bulunan Sülfür Hamamları bölgesini görmeden dönmek olmazdı.
Narikala’nın (kale bölgesi ) hemen eteğinde çıkan sülfürlü kaynak suları şehir için tarihi ve önemli. Gittiğimizde ilk etapta tuğla kubbelerini gördüğümüz hamamlar fark ediliyor. Burada gezerken o sülfür kokusunu da almamak mümkün değil. Sülfür hamamları içerisinde en görkemli olanı çinilerle kaplı olan Orbeliani Hamamı. Burası en pahalı ve turistik hamammış. Yani gezi için gidilen bir yerde hamama gitmek mantıklı mı bilmiyorum ya da ben hamam sevmediğim için böyle düşünüyor olabilirim çünkü önceden rezervasyon yaptırarak çok fazla insan buraya hamamları için geliyor. Hamamlar bölgesinde iki ayrı köprü var ve bu köprülerden birinde renkli diğerinde altın sarısı kilitler asılı .Altın sarısı kilitlerin olduğu köprünün orda dönemeçli bir merdivenle yukarı çıkılıyor .Bu köprülere aşk köprüsü merdivene de dolayısıyla aşk merdiveni adı verilmiş. Kilit asma olayını ilk Floransa’da görmüştüm ve çok ilginç gelmişti ama en son mezun olurken yurdun bahçesine bile kilit asan kızları gördükçe bu durum bana biraz manasız geldi. Tabi bu bir inanış yargılamak bana düşmez ve ne derler neye inanıyorsan ona aitsin 😊 Bu şehirde çok farklı kültür ve inanış bir arada yaşadığından kiliseler ve sinagoglar iç içe ve de bu bölgede Osmanlı zamanından kalan Cuma Cami var. Caminin içine girmedik ama içerisinde hem Sünniler hem de Şiiler için birer kısım mevcutmuş. Konu ibadet yerlerinden açılmışken kadınların başı açık şekilde kiliselere girmesi yasak hemen uyarıyorlar ayrıca saygıdan dolayı erkeklerinde başlarında şapka gibi aksesuarlarla girmesi yasak. Bu kurallara uymak önemli çünkü kurallara uyulmadığında biraz fazla agresif olabiliyorlar.
Şehrin simgelerinden biri olan 20metrelik devasa kadın heykeli, Gürcistan’ın annesi Kartlis Deda heykelini daha yakından görmek için Rike Park’tan teleferiğe binip sonrasında Betlemi merdivenlerini kullanmayı tercih ettik ama eğer enerjiniz varsa hem çıkışta hem inişte merdivenleri de kullanabilirsiniz. Kısa süren teleferik maceramızdan sonra bizi Tiflis’in manzarası karşıladı. Sololaki tepesinde, Kura Nehrine bakan bu heykelin bir elinde kase şarap diğer elinde kılıç bulunuyor. Şarap dostları için kılıç tabi ki düşmanlarına gözdağı vermek için simgelenmiş. Manzaraya bakıp fotoğraflarımızı çekildikten sonra merdivenlerden inerek Betlemi sokağına geldik. Şehrin güzel sokaklarından biri burası. Yahudi mahallesinin de merkeziymiş. Balkonlu, cumbalı eski tarihi evler, kaldırımlı sokaklar yine bizi tarihte başka bir zamana gitmişiz hissîne kapılmamıza neden oldu. Şehirde çok fazla kilise var fakat şehrin değil Gürcistan’ın en büyük dini yapısı Sameba’yı görmeden olmazdı. Oraya bolt ile gitmeden önce bulduğumuz adı Old cafe olan bahçe içinde salaş bir mekanda kahve ve biralarımızı içerek biraz dinlendik. Biraları kimin içtiğini söylememe gerek yok sanırım 😊 Sameba kilisesi şehrin bir çok yerinden görülen gerçekten çok büyük bir dini yapı fakat tarihi bir yapı değil. Yapımı yaklaşık on yıl sürmüş ve 2004 yılında tamamlanmış. Cumartesi günü olduğundan mı yoksa bilmediğimiz bir tören olduğundan mı bilmiyoruz çok fazla çocuk ziyaretçi ellerinde kendi yaptıkları laleler ile kiliseye gelmişti. Ayrıca içeride bir de vaftiz töreni vardı. Kilisenin çıkışında ev yapımı şarap yapan küçük bir şarap evinde hem şarap tadına bakıp hem de birer küçük şişe hediyelik alıp bir sonraki durağımız olan Mtatsminda (Kutsal Dağ) Park’ına gitmek için Fenikülerinin olduğu yere doğru yola çıktık. Fenikülerin iki durağı var ilki mezarlık ve ibadet alanına gidiyor ikincisi parka. Yükseklik korkunuz yoksa bu deneyimi yaşamak güzel bir his. Burada televizyon kulesi, yeme içme mekanları, konaklama yerleri ve eğlence parkları var. Gece ışıklandırmayla beraber televizyon kulesi Eyfel kulesini andırıyor. Çok büyük bir park var ve burada özellikle yazın eminiz çok eğlenceli zamanlar geçer fakat kış olmasına rağmen biz biralarımızı alıp devasal dönme dolaba binip manzaranın keyfini çıkardık. Parkın içinde sinema, tiyatro bal mumu müzesi , dinazor parkı da mevcut. Ayrıca burada göreceğiniz en güzel yapılardan biri Tiflis’in evlerini temsilen yapılan yamuk ötesi evler 😊
Burada günbatımı zevki çok güzel olurmuş ama güneş bile olmadığından böyle bir şansımız olmadı. Tekrar feniküler ile başlangıç noktasına inerek Alkın’a az gelen bize çok gelen bir yürüme rotasıyla yemek yiyeceğimiz yere geldik. Aslında Sovyet zamanında şarap üretim yeri olan Wine Factory N1 içinde açılan modern Gürcü mutfağını denemek için gelmiştik fakat ne yazık ki mekan kapalıydı. burada olan diğer seçenekler arasında Veriko’ yu tercih ettik .Garsonlarla tam anlaşamasak bile yemekleri ve ortamı güzel bir yerdi. Yemeklerimiz yedikten sonra eve dönüp biraz dinlendik ve sonrasında Diloş’un önerisiyle bulmuş olduğu Chacha Time isimli bara gittik.
Kaldığımız yere yakın ve sadece chacha ve chacha ile yapılan farklı kokteyllerin olduğu tatlı bir bardı. Kokteylerin hem bardakları hem yapılışları hem de tatları çok güzeldi keşke daha çok içebilseydim.
Tiflis’te son günümüzü hediyelik eşya alıp sevdiğimiz yerlerde oturarak geçirdik . Tiflis saati ile uçağımız beşteydi. Uçağa binmeden önce Dilara ve Engin’i görevliler biraz fazla aradıklarından hatta bu biraz gıcıklık seviyesine ulaştığından en son adımızın anons edildiğini duyduk. Neyse ki daha fazla sorun olmadan uçağa binip sorunsuz yolculukla ülkemize geldik. Güzel yerler, güzel insanlarla daha anlamlı. Güzel anlar geriye güzel anılara bıraktı. Bir daha gelmek isterim çünkü geldim gördüm sevdim. Vizesiz uygun bir tatil yapmak istiyorsanız tavsiye ederiz. Tiflis gerçekten güzel bir seçenek.
Bununla beraber şehirde görülmesi gereken yerlerden biri adını Gürcü tiyatro yönetmeninden alan yamuk saat kulesi yani Gabriadze Kukla Tiyatrosu. Günde iki kez saatin ortasında perde açılıp kuklalar geçit yapıyormuş. Bize denk gelmedi zaten Diloş kuklalardan korktuğu için izlemek istemedi😊Şehrin ara sokakları hep birbirinden güzel olduğu gibi yamuk saate çıkan sokakta çok güzeldi ve buralarda çoğunlukla satılık resim sergileri vardı.
Acıktığımızda Laylay’ın önerisi ile daha önce gidip beğenmiş olduğu Zodiaqo adlı mekana gittik. Mekanda yöresel yemekleri olan Khinkali yedik. Önceleri bu yemeğe karşı biraz önyargılıydım ama tadına baktığımda bayıldım. Hamurun içine et, peynir ve ya mantar konularak hamurun haşlanması ya da kızartılmasıyla yapılan hatta mantıya benzetilen bir yemek. Fakat mantıdan farklı olarak yoğurt ile servis edilmiyor ve de daha büyük bir şekilde bohça şeklinde kapatılıyor. Kızartılmışı için değil ama haşlaması için özellikle söylemek gerekirse elle yenilen bir yemek olduğundan tutma yeri yenmiyor. Laylay’ın vermiş olduğu bilgiye dayanarak yazıyorum ki haşlamanın içindeki suyu ne kadar çok içer tabağa ne kadar az içindeki sosun suyundan dökerseniz o kadar iyi öpüştüğünüze dair bir rivayet varmış inanlar için Challenge Accepted 😊 Bu arada şehir şaraplarıyla meşhur olduğu için yemek yanında şarap içmek kaçınılmaz oldu. Bunun dışında gezerken gördüğümüz çok fazla büyük ya da küçük şarap evleri var. Yemek üzerine kahve içelim bir de tatlı yiyelim derseniz ki biz dedik yine
Laylay’ın önerisiyle yamuk merdivenli yere yani Cafe Linville’ye gittik. Tiflis’te bir çok bina dışardan ve içeriden yamuk. Kızların meslekleri olduğundan tüm gezi boyunca bunun üzerinde konuştuk ama bu mekanın merdivenleri baya yamuk sarhoş gitseniz yanlış görüyorum dersiniz 😊Bunun yanı sıra merdivenlerden girince anane evine gelmiş gibi bir his yayılıyor. Geniş bir odadan iki ayrı oda daha açılıyor ve tüm masa, sandalye, koltuk ve diğer eşyalar bir çoğumuzun çocukluk anılarına ev sahipliği yapmıştır . Şimdiki adıyla vintage tarzı bir dekorasyon yani. Burada hem dinlenip hem de muhabbet ettik. Laylay’ın bir arkadaşı da bize eşlik etti. Alman bir çocuk fakat tanıdığım Almanlara göre daha rahat ve sıcak kişiliğe sahipti. Biz kahve içerken Alkın ve Engin yürürken bira, yemeklerde şarap içmemiş gibi yöresel olan chacha içkisini denediler. Biz de adı farklı gelen tatlılar yiyelim dedik sonuç olarak bize kendi yorumlarını kattıkları muhallebi, elmalı tart ve sufle getirdiler ama tadı çok güzeldi. Konu tatlıdan açılmışken Tiflis’e gelinip yenilmesini tavsiye ettiğim tatlı özellikle waffle sevenlere Chimney Cake. 
Burası Sovyet döneminden kalma bir iplik fabrikasıyken artık Hostel olarak kullanılıyormuş. Konaklama dışında yeme içme, uzaktan çalışma ve sosyalleşme için ortamı çok güzel olan bir mekan. Hem içerisi hem avlusu ayrı bir güzellikte. Avlusunda farklı restoran ve barlar bulunuyor. Not olarak söylemek gerekirse de gördüğüm en değişik tuvalete sahip. İçeri girdiğinizde loş kırmızı ışık ve seksi şarkılar sizi karşılıyor daha fazla yorum yapmak istemiyorum😊 Şehrin sokaklarında grafitiyle karşılaşmamak mümkün değil ama bunların bir çoğunu bu bölgede görmek mümkün. Yürüme yollarımızdan biri de Tiflis’in bohem mahallesi Sololaki oldu. Burada yürümek insana tarihte başka bir zamana ışınlanmış gibi hissettiriyor. Yazarlar Evi bu cadde üzerinde ve bizde girdik. Burası özel bir malikane .İçeride kadınlar gününe özel Şişe Cam’ın yaptığı etkinlik vardı. Farklı yerlerden gelen yirmi altı kadının yaptığı mozaik resimler sergileniyordu. Hem evi hem sergiyi gezip oradan ayrıldık. Bütün gün yürümenin verdiği yorgunlukla tekrar çıkarız diye akşam eve döndüğümüzde bir daha çıkamadığımızı söylememe gerek yok sanırım. Farklı bir ülke, hava değişimi, yorgunluk sonucu evde biraz zaman geçirip uyuduk. Yeni yerler keşfetmek her zaman ruhuma iyi geliyor hele de sevdiğim insanlara yanımdaysa bu mutluluk iki katına çıkıyor. Hayat sana teşekkür ederim 😊
Burada keçeden yapılmış ürünler, seramikler ,el yapımı ürünler gibi farklı hediyelik eşyalar bulunuyor. Buraya yakın olan yine aynı bölgede bulunan Sülfür Hamamları bölgesini görmeden dönmek olmazdı.
Narikala’nın (kale bölgesi ) hemen eteğinde çıkan sülfürlü kaynak suları şehir için tarihi ve önemli. Gittiğimizde ilk etapta tuğla kubbelerini gördüğümüz hamamlar fark ediliyor. Burada gezerken o sülfür kokusunu da almamak mümkün değil. Sülfür hamamları içerisinde en görkemli olanı çinilerle kaplı olan Orbeliani Hamamı. Burası en pahalı ve turistik hamammış. Yani gezi için gidilen bir yerde hamama gitmek mantıklı mı bilmiyorum ya da ben hamam sevmediğim için böyle düşünüyor olabilirim çünkü önceden rezervasyon yaptırarak çok fazla insan buraya hamamları için geliyor. Hamamlar bölgesinde iki ayrı köprü var ve bu köprülerden birinde renkli diğerinde altın sarısı kilitler asılı .Altın sarısı kilitlerin olduğu köprünün orda dönemeçli bir merdivenle yukarı çıkılıyor .Bu köprülere aşk köprüsü merdivene de dolayısıyla aşk merdiveni adı verilmiş. Kilit asma olayını ilk Floransa’da görmüştüm ve çok ilginç gelmişti ama en son mezun olurken yurdun bahçesine bile kilit asan kızları gördükçe bu durum bana biraz manasız geldi. Tabi bu bir inanış yargılamak bana düşmez ve ne derler neye inanıyorsan ona aitsin 😊 Bu şehirde çok farklı kültür ve inanış bir arada yaşadığından kiliseler ve sinagoglar iç içe ve de bu bölgede Osmanlı zamanından kalan Cuma Cami var. Caminin içine girmedik ama içerisinde hem Sünniler hem de Şiiler için birer kısım mevcutmuş. Konu ibadet yerlerinden açılmışken kadınların başı açık şekilde kiliselere girmesi yasak hemen uyarıyorlar ayrıca saygıdan dolayı erkeklerinde başlarında şapka gibi aksesuarlarla girmesi yasak. Bu kurallara uymak önemli çünkü kurallara uyulmadığında biraz fazla agresif olabiliyorlar.
Şehrin simgelerinden biri olan 20metrelik devasa kadın heykeli, Gürcistan’ın annesi Kartlis Deda heykelini daha yakından görmek için Rike Park’tan teleferiğe binip sonrasında Betlemi merdivenlerini kullanmayı tercih ettik ama eğer enerjiniz varsa hem çıkışta hem inişte merdivenleri de kullanabilirsiniz. Kısa süren teleferik maceramızdan sonra bizi Tiflis’in manzarası karşıladı. Sololaki tepesinde, Kura Nehrine bakan bu heykelin bir elinde kase şarap diğer elinde kılıç bulunuyor. Şarap dostları için kılıç tabi ki düşmanlarına gözdağı vermek için simgelenmiş. Manzaraya bakıp fotoğraflarımızı çekildikten sonra merdivenlerden inerek Betlemi sokağına geldik. Şehrin güzel sokaklarından biri burası. Yahudi mahallesinin de merkeziymiş. Balkonlu, cumbalı eski tarihi evler, kaldırımlı sokaklar yine bizi tarihte başka bir zamana gitmişiz hissîne kapılmamıza neden oldu. Şehirde çok fazla kilise var fakat şehrin değil Gürcistan’ın en büyük dini yapısı Sameba’yı görmeden olmazdı. Oraya bolt ile gitmeden önce bulduğumuz adı Old cafe olan bahçe içinde salaş bir mekanda kahve ve biralarımızı içerek biraz dinlendik. Biraları kimin içtiğini söylememe gerek yok sanırım 😊 Sameba kilisesi şehrin bir çok yerinden görülen gerçekten çok büyük bir dini yapı fakat tarihi bir yapı değil. Yapımı yaklaşık on yıl sürmüş ve 2004 yılında tamamlanmış. Cumartesi günü olduğundan mı yoksa bilmediğimiz bir tören olduğundan mı bilmiyoruz çok fazla çocuk ziyaretçi ellerinde kendi yaptıkları laleler ile kiliseye gelmişti. Ayrıca içeride bir de vaftiz töreni vardı. Kilisenin çıkışında ev yapımı şarap yapan küçük bir şarap evinde hem şarap tadına bakıp hem de birer küçük şişe hediyelik alıp bir sonraki durağımız olan Mtatsminda (Kutsal Dağ) Park’ına gitmek için Fenikülerinin olduğu yere doğru yola çıktık. Fenikülerin iki durağı var ilki mezarlık ve ibadet alanına gidiyor ikincisi parka. Yükseklik korkunuz yoksa bu deneyimi yaşamak güzel bir his. Burada televizyon kulesi, yeme içme mekanları, konaklama yerleri ve eğlence parkları var. Gece ışıklandırmayla beraber televizyon kulesi Eyfel kulesini andırıyor. Çok büyük bir park var ve burada özellikle yazın eminiz çok eğlenceli zamanlar geçer fakat kış olmasına rağmen biz biralarımızı alıp devasal dönme dolaba binip manzaranın keyfini çıkardık. Parkın içinde sinema, tiyatro bal mumu müzesi , dinazor parkı da mevcut. Ayrıca burada göreceğiniz en güzel yapılardan biri Tiflis’in evlerini temsilen yapılan yamuk ötesi evler 😊
Burada günbatımı zevki çok güzel olurmuş ama güneş bile olmadığından böyle bir şansımız olmadı. Tekrar feniküler ile başlangıç noktasına inerek Alkın’a az gelen bize çok gelen bir yürüme rotasıyla yemek yiyeceğimiz yere geldik. Aslında Sovyet zamanında şarap üretim yeri olan Wine Factory N1 içinde açılan modern Gürcü mutfağını denemek için gelmiştik fakat ne yazık ki mekan kapalıydı. burada olan diğer seçenekler arasında Veriko’ yu tercih ettik .Garsonlarla tam anlaşamasak bile yemekleri ve ortamı güzel bir yerdi. Yemeklerimiz yedikten sonra eve dönüp biraz dinlendik ve sonrasında Diloş’un önerisiyle bulmuş olduğu Chacha Time isimli bara gittik.
Kaldığımız yere yakın ve sadece chacha ve chacha ile yapılan farklı kokteyllerin olduğu tatlı bir bardı. Kokteylerin hem bardakları hem yapılışları hem de tatları çok güzeldi keşke daha çok içebilseydim.
Yaşadıklarınızı , gördüklerinizi çok güzel anlatmışsınız,okurken, kendimi de gezer gibi hissettim. yeni yerler görme isteğinin hazzını bana hatırlat tığınız için teşekkürler 🤗
Çok teşekkür ederim 🤗