Hey Taksi!…
Sen de durma hiçbiriniz durmayın zaten…Of ya bu çantanın içinde neden bulamıyorum ben bu telefonu. Ben bulana kadar kapandı. Her şey üst üste gelir zaten. Sakin. Rahatla. Erken çıktın iyi oldu bak geç kalmayacaksın.
Taksi!… Dur dursanaaaa….
Beklediğim bir saat boyunca hiçbir taksi durmadı. Güne nasıl başlarsanız öyle devam eder derler ben buna inanmam çünkü her an her şey değişir. Elimdeki telefonla son aranan numarayı çevirdim ve ikinci sırada yapacağım konuşmamı sona aldırdım. Gün henüz yeni başlıyordu. Taksi beklemek yerine yürüyüp biraz ilerden otobüse binmek için eyleme geçtim. Otobüs durağına geldiğimde bir sonraki otobüsün yarım saat sonra geleceğini panoda duran saatlerden öğrendim. O sıra bir taksi daha geçti ama ne seslendim ne de arkasından küfrettim. Sadece gülümsedim. Kötü başlayan bugünü iyiye çevirecektim. Otobüs durağının arka tarafında bir seyyar satıcı çorap satıyordu “al al abla al kaçmaz bunlar üç al iki öde “diye devamlı bağırıyordu. Saatime baktım henüz zamanım vardı. Çorap arabasının yanına doğru yaklaştığımda kaçmaz dediğinin aslında çorabın ucuzluğu değil kendisi olduğunu anladım. Benden küçük genç bir çocuk elindeki siyah ten rengi beyaz ince çorapları bana doğru sallayarak “sarayım mı abla” diyerek gülümsüyordu. Ucuzluğuna aldanıp kaçmayacağına asla inanmadığım çoraplardan üç ten rengi alıp otobüs durağına geri döndüm. Otobüs geldiğinde elimdeki çorapları çantama koyup büfeden aldığım tek binişlik kartımı okuttuktan sonra otobüsün arkasına doğru ilerledim. Yer olmayınca cam kenarında boş alanda ayakta durdum. Arada öne arkaya savrulup dengemi tek elimle korumaya çalışırken aniden şoför fren yapınca biraz fazla savruldum ve o sırada arkamdaki kadının elinde tuttuğu çantaya çorabım takıldı ve kendimi kurtarmaya çalışırken çorap kaçtı. Çantamda var nasılsa kaçan çorap olsun diye kendimi telkin ederek bu duruma üzülmedim. Birkaç sallantının sonunda yolculuğumu bitirdim. İndiğimde çorabıma baktığımda küçük bir deliğin kendine yol bularak nasıl büyüdüğüne şaşırdım. Kaçmaz abla bunlar cümlesi o an kulaklarımda çınladı. En ünlü markanın en pahalı çorabı bile kaçıyor senin ucuz çorabın mı kaçmaz çocuk diye düşünürken istemsizce elim kolumdaki bilekliğe gitti. Henüz çocukluk yıllarımızdı. Her pazar günü mahallenin köşe başına incik boncuk tezgâhı kuruldu. Bir haftalık harçlığımızı kantinde harcamayıp kan kardeşimle bu ortasında nazar boncuğu olan incecik bilekliği almıştık. Sahi üzerinden en az yirmi yıl geçmişti hiçbir şey olmamıştı. Çorapçı haklı olabilir diye gülümsedim. Gülümsediğim kaçık bir çorabın aklıma getirdiği o geçen güzel günlerin bugüne uzanan izleriydi…
Kişisel Not : Geçen haftanın tetikleyicisi kaçık çoraptı sanırım beni çok fazla tetikleyemedi ortaya bu çıktı. Yayınlaması benden okuması ve karar vermesi sizden.