İçeriğe geç

Ihlamur

Ocaktaki kiremit rengi döküm çaydanlığın altını kısıp, sesini güçlükle duyduğum telefonumu açmak için küçük odaya yöneldim. Orta sehpanın üzerinde meyve kabukları, babaannem usulü yaptığım çeşitli ballı karışımlar, günlük gazete, kullanılmış peçeteler, yarısı dolu su bardağı…

“Kırık kalpler durağında inecek var” şarkısının sözleri yakınlardan boğuk bir şekilde geliyordu. Telefon her çaldığında Candan Erçetin’in sesini biraz daha duymak istediğimden telefonu geç açtığımı kimse bilmiyordu. Üçlü koltuğun üzerindeki kareli battaniyeyi kaldırdım ve elimi koltuğun arasında gezdirdim. Telefonu bulduğumda hala ısrarla çalmaya devam ediyordu. Tekrar aramayacağını bilsem açmazdım ama mecbur cevapla tuşuna bastım.
“Birader biraz nefes al. Yenge seni evde hiç konuşturmuyor mu yoksa bana mı bu gevezeliğin. Seni hiç çekecek durumda değilim inan konuşacak mecalim yok. Israrla aradığın için açtım. Dün gece yatarken hafif boğazımda bir kaşıntı vardı ama iyiydim. Hatta son içtiğim sigaradan oldu sandım ve önemsemedim. Sabah uyandığımda sanki üzerime apartman dikmişler de ben altında kalmışım gibiydim. Göz kapaklarım zor açılıyor, kolum kalkmıyordu. Konuşmak istedim sesim çıkmadı. Yediğim zencefilli karabiberli balların sayesinde şu an seninle konuşabiliyorum. Neyse bir süre öylece tavana bakarak yattım. Baktım yatarak olmayacak yılan misali sürünerek kendimi banyoya attım. Hani dizilerde izliyoruz ya sıcak suyun altında saatlerce kalıyorlar hah işte bende öyle akan sıcak suyun altında oturdum. Eklemlerim yumuşayıp, kolum kanadı biraz olsun hareketlenince banyodan çıktım. Sıkıca giyindim. Kendime bir ıhlamur kaynatıp, içtim. Yanında da biraz peynir üç dört zeytin yedim. Oh ruhum yeniden doğdu, kan şekerim dengelendi. Bu sayede gözüm açıldı. Sen aramadan önce ocağa yeniden koydum, kaynatıyorum. Ihlamur deyip geçme karanfili tarçını ekleyip içerken bir de limon sıkınca her derde deva bu içecek. Doktorların yazdığı o ilaçların hepsinden daha iyi. Kırklarıma geldim nerdeyse bir aspirin bile yutmuşluğum yok. Babaannem, eski topraktır yerinde rahat etsin hasta olduğunu hiç hatırlamam. Zencefil limon karabiber ve balı karıştırır her sabah yer bana da zorla yedirirdi. Güz gidip yaz gelene kadar sobanın üzerinden kaynayan ıhlamur eksik olmazdı. Her mevsimin meyvesi ayrı zamanında yararlı der doğal c vitaminlerini yaz kış önümden eksik etmezdi. Bende ona çekmişim. O büyüttü başka kime çekcem zaten. Yağmurlu bir sonbahar akşamında bavulum ile babam beni getirip babaanneme emanet etmişti. Babaannem hüzünlü bir şekilde babama bakıp sonrasında bana gülümseyerek sarılmıştı. Daha fazla ıslanmayım diye valizim ile beni içeri almıştı. Fakat o gece ateşler içinde yanmıştım. Sirkeli su ile bütün gece babaannem ateşimi düşürmeye çalışmış, sabah uyandığımda bana ilk defa tanıştığım o kendine has ballı karışımdan yedirmişti. Kahvaltıda ise önüme gelen ıhlamuru büyük bir mutluluk ile içmiştim. Babam arada bir gelip görmüştü beni ama her hasta olduğumda annemi daha çok görmek istemem hiç geçmemişti. Annemin asıl terk ettiği babam mıydı yoksa ben mi uzun süre bunun cevabını aradım ama bulamadım. Dün işten çıktığımda yağmur çok yağıyordu. Hemen taksi bulamadım. Taksi gelene kadar ıslandım. O sırada üşüttüm muhtemelen. Bu ara havalar değişik, sabah günlük güneşlik birden yağmur yağıyor, rüzgar çıkıyor. Sen de dikkat et kendine. Hemen bir ıhlamur kaynat ha ha ha. Ben üç gün izin aldım sonrasında görüşürüz. Yengeye selam çocukların gözlerinden öperim.
Telefonu kapatıp masanın üzerindeki meyve kabuklarını, kullanılmış peçeteleri yerdeki naylon poşete doldurdum. Yalnızlığımı hep hatırlatsın diye daha güzel bir melodi seçemezdim düşüncesi ile telefonu masada açılan boş yere bıraktım. Elimde naylon poşetle mutfağa gittim. Kaynayan demliğin altını kapatıp, kırmızı mis gibi kokan ıhlamuru kupaya doldurdum. İçine küçük bir dilim limon sıktım ve bir yudum alıp kendi kendime gülümsedim. “Şu bizim birader ne takıntılı adam. Antibiyotik al diye tutturdu hangi doktor reçeteye ıhlamur yazar ki ha ha ha.”

 

Kişisel Not : 17.11 akşamındaki dersin konusu grip nezle gibi bir hastalığa yakalanan kişiyi kahraman anlatıcı olarak anlatmamızdı. Hastalığın küçüğü büyüğü olmaz bu nedenle insan en çok hastayken yaşı kaç olursa olsun yanında bir nefes omzunda bir el ister. Ve insan en çok hastayken geçmişiyle kavga eder fark etmeden.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir