İçeriğe geç

Havana Ohh Na Na

Havana ohh na na … kalbimin yarısı Havana’da kaldı…

1.Gün
Havana’ya indiğimizde saat 07:55 sularıydı. Türkiye saatine göre yedi saat geride olduğumuzu söylemek isterim ki Türkiye’den gece 01:40 ‘da uçuşa geçtiğimizi düşünürsek olduğundan daha az uçmuşuz gibi oldu. Vize ve pasaport kontrolünden( bir rivayete göre pasaportunda Küba giriş damgası olanların Amerika’ya girmesi sıkıntılıymış o yüzden damgayı vizenin üzerine bastırmak daha doğruymuş) geçtikten sonra havaalanından çıkarken bize daha önce uçakta doldurtmuş oldukları adımız, pasaport ve uçuş bilgilerimiz, yanımızdaki kıyafetlerin ve elektronik eşyaların ne kadar olduğunu dair bilgilerin bulunduğu kâğıtları file çorap giymiş görevlilere teslim ettik. File çorap giyen güvenlik görevlileri bize değişik gelmişti ama daha sonra ülkede vakit geçirdikçe insanların giyim tarzlarını gördükçe aslında bunun onlar için çok normal olduğunu gördük. Çünkü kıyafetlerin birçoğu devlet tarafından veriliyor ya da maddi durumu biraz daha iyi olan insanlar dışardan kıyafet getirip satıyor bu yüzden de ne bulurlarsa onu giyiyorlar.
Havaalanından çıktıktan sonra uçakta kat kat giyinen bizler yavaştan sıcaklık ve yüksek nemin etkisiyle soyunmaya başladık ve ilk fotoğrafımızı tam o zamanda çekildik Hola Cuba !..

Bizi karşılayan oradaki rehberimizle beraber otele gitmek üzere otobüse bindik (otobüste tuvalet olması biraz lüks değil mi?)Ülke ’de gelen turistlere devlet kontrolünde bir otobüs şoför ve tur rehberi veriliyor ve bu şekilde geziliyor. Otele gidip giriş işlemlerimizi tamamladık ama dörtten önce odalara sokmadıkları için üzerimizi lobinin tuvaletinde değiştirdik. Lobinin tuvaletine daha ilk dakikadan para verince öğrenmemiz gereken ilk şeyin gittiğimiz restoranlarda dahi tuvaletin paralı olması oldu. Nedeni ise o otelde kalmasa ya da o restoranda yemek yemek için gelmese bile yoldan geçenlerde tuvaleti kullanmak için girdiklerinden böyle bir şey yapmışlar. Elimizdeki Euroların bir kısmını Küba para birimine çevirdikten sonra gezmeye hazır hale geldik. Usd üzerinden %10 komisyon aldıklarından Euro ile gelmek daha faydalı ayrıca kendi para birimleri CUP olmasına rağmen turistler için 1 CUC eşittir 1 EUR şeklinde para birimi kullanıyorlar…


Dışarı çıktığımızda bizi mavi, sarı, pembe, beyaz, kırmızı devrim öncesi Amerikan arabaları şehir turu yaptırmak için bekliyordu. 1959’da donakalmış bu Karayip adasında İspanyol koloni mimarisi ile bezenmiş binalar ve sokaklarda üstü açık arabalarla kovboy şapkası şoförümüz ve sesini açtığı müzik ile dolaşırken El Capititolio (White House’un aynısı ama ufağı) ve Morro Kalesini gördük.

Devrim meydanı ilk durağımızdı. Havana’nın en ünlü meydanı. Meydanda iki önemli ismin dev portresi var biri Arjantinli romantik devrimci Che diğeri Camilo… Che’yi herkes biliyor ama aslında Camilo’da devrimin dört atlısından biri ( Fidel, Raul, Che ve Camilo).Ve ben de Camilo’yu Küba’da öğrendim bu da bir gerçek. Devrim meydanında Che’nin siluetinin altında “Hasta La Victoria Siempre” (Zafere kadar Daima!) yazarken Camilo’nun siluetinin altında ise “Vas Bien Fidel” ( İyi gidiyorsun Fidel!) yazıyor. Bunun nedeni de Fidel bir konuşmasında “ Nasıl gidiyorum?” diye Camilo’ya sorunca aldığı cevapmış. Devrim meydanında diğer önemli bir isme ait birde dev bir anıt var bu da belki de bazılarının ilk kez duyduğu bir isme ait “Jose Marti”.Jose Marti Kübalılar için önemli ve özel biri öyle ki Havana havaalanının ismi de buradan geliyor. Aslında binevi bizim Atatürk’ümüz gibi… Hem siyasetçi hem de ozan ve edebiyatçı. Devrim meydanı hem ünlü hem de anlamlı bir meydan çünkü 1 Mayıs burada özgürce kısıtlamasız barış içinde kutlanıyor.

Devrim meydanında sonra Havana ormanlarına gittik ilginçtir ki ormanda gezerken kafası kesilmiş tavuklara denk gelebilirsiniz. Eski kabile yerlilerinin inanışına göre istedikleri bir şey olduğunda ayin düzenleyip adak gibi tavuk keserlermiş. Bu inanış hala bugünde devam etmekteymiş ki biz de ormanda ve ormandaki nehrin içinde başı kesilmiş tavuklar gördük. Havana ormanlarından sonra “ Milletlerini Özgürleştiren Liderler Parkında” Canım Atam’ın hayallerimin ülkesinde de çok sevildiği için büstünün de olduğunu görüp öğle yemeği için çok hoş otantik bir yere gittik. Bu yerde mükemmel sesiyle ve gerçekten iyi dans eden bir kadın yemek boyunca sesi ve dansıyla bize eşlik etti. Hatta öyle ki dilimize dolanan bir daha asla unutmayacağımız Kübalılar’ın da çok sevdiği “Guantanamera” adlı şarkıda bizleri de dansa kaldırdı ve hep birlikte dans ederek eğlendik… Bu şarkının sözleri Jose Marti tarafından yazılmış bu da küçük bir dip not. Sonrasında tabi kadın bizden para topladı… Küba’da en iyi geçim kaynağı artık turizmcilik olmuş bu bir gerçek… Yemeklerimizi yedikten sonra (balık et ve tavuk seçeneklerinden birini tercih ettik ) Old Havana’da gezmeye çıktık… Eski tek ya da iki katlı döküldü dökülecek rengârenk evler, sokak aralarında turistlik eşyaların satıldığı dükkânlar, meydanları, eski arabaları ve müzik seslerinin ağır bastığı ve kimsenin acelesinin olmadığı zamanın hala yavaş aktığı bu şehir sanki zamanın birinde dondurulmuş ve bugün yeniden çözülmüş hissi uyandırdı bende sanki bir filmin içerisindeymişiz gibi…

Sokaklarda biraz dolaştıktan sonra Zeynep bizi Mojitosu güzel olan ara sokakta minicik bir yere götürdü “ La Bodeguita Del Medio” tabelası yazılıydı çalan müzik eşliğinde dans edip, tadı süper olan mojitolarımız içerek yorgunluğumuzu attık daha sonra biraz daha yürüyüp otele döndük. Otel odasında oda arkadaşım Duygu ile tek yatak olduğunu fark edince öncelikle odamızı değiştirdik ama anladığımız kadarıyla tek gelip eşleşen tüm hepimizin başına aynı durum gelmişti… Odalarımızı değiştirdikten sonra yerleşip biraz dinlendik ve daha sonra akşam yemeği için hazırlanıp Küba’nın ilk özel işletmesi olan “La Fontana” ya gittik. Camları vitralı otantik bir mekândı ve masaların yanında küçük bir su akıntısı vardı serin bir hava veriyordu ve mekânda canlı müzik olduğunu söylemek istiyorum ama daha sonraki günlerde bunu vurgulamıycam çünkü bu ülke için müzik ve dans hava su gibi vazgeçilmez ve benim hayat mottom olan “dans et âşık ol devim yap” tam da bu ülke için söylenmiş ve ben de sanırım dans etmek âşık olmak ve devrim yapmak için en uygun yerdeyim… Devrim yapılalı bu ülkede çok oldu dans her yerde herkes müziğini yanında taşıyor, aşk ise herkesin kendi yüreğinde götürdüğü her yerde…
Yemekte daha önce hiç yemediğim için fırsatımda olduğundan denemek için ıstakoz yedim. Sonuç olsa da olur olmasa da. Bu bana Burcu ve Pelin ile olan suşi yemeğe gittiğimiz zamanlarda söylediğim cümleyi hatırlattı “siz kendinize göre söyleyin ben bi tane falan yerim tadına bakarım “ aynen öyle biri ıstakoz yerse canım isterse ancak azıcık alırım yoksa hiç aklıma gelmez bir balık bir midye gibi vazgeçilmez değil… Ve yemeklerden sonra mutlaka zehir tadında acı kahve getiriyorlar bu da bana Tuncer Abi’yi hatırlatıyor ki giderken bir paket kahve götürmek kaçınılmaz oluyor… Yemekten önce otele dönmeyiz akşam ne yapsak derken en son yemek masasında hepimizin gözleri kapanıyordu yol değil ama bu şehir bizi ilk günden çarptı… Otele dönünce herkes yerini acayip beğenmiş olarak uyuyup öbür güne güzel mutlu ve heyecanlı şekilde uyandık…

2.Gün
İkinci günümüze ananas ve mango yiyerek başladım içimdeki sosyetik Tuçe’yi daha fazla saklayamayacağım zaten ben normalde de kahvaltıda avokado falan yerim Fulden Şeyda ve Elif bilir böyle de bir insanım. Kahvaltıdan sonra (bu arada peynir çeşitleri, yumurtası, kurabiyeleri, meyveleri ile bence düşündüğümüzden iyiydi kahvaltısı ) otobüs ile Küba’nın ünlü tütün tarlarının olduğu yere gittik…

Hayvanları ve tütün tarlaları olan bir çiftlikti burası. Beyaz mavi boyalı tek katlı bahçesinde sallanan sandalyelerinin bulunduğu evi ve önünde kırmızı klasik arabası ile acayip güzel yaşanılası bir masal yeri gibiydi… Kovboy şapkalı bay bize önce tütün kurutma işlemlerinin yapıldığı yerde tütün kurutma işlemlerinin ve sonrasında tütünün nasıl sarıldığını anlattı. Sonrasında tütün sarılışını ve puronun nasıl yapıldığını göstermekle kalmayıp bir de içerek görsel olarak anlattı.

Neden puro dediğimizde ilk önce aklımıza Küba gelir? Verimli toprakların ve hava koşullarından dolaylı en kaliteli ve en ünlü puroların yapımında kullanılan tütünlerin burada üretilmesinden kaynaklı puro denince içenin de içmeyenin de aklına Puro geliyor ki içen içmeyen Küba’ya geleceğimi duyan herkes benden puro istedi buradan söylemek isterim ki bu isteğiniz çok mümkün değil Usd ve Euro dan haberiniz var değil mi?
Ayrıca üzgünüm gençler hayallerinizdeki gibi sarılmıyor purolar maalesef hayatlar başka duyduklarımızda hep efsane… Her yaprağın ayrı bir hikâyesi var ve her yaprağın ayrı bir sarılış sırası… Orada sarılan purodan hepimiz denedik sigara içmeyen biri olarak zaten puro içerken dumanı içine çekmediğin için daha rahat içeceğimi söylediklerinden ben de denedim ve garip bir şekilde hoşuma gitti hatta evin önündeki kırmızı klasik arabaya yaslanıp tütün tarlalarına doğru puro içerken birkaç fotoğraf bile çekildim. “Sizi seviyorum bayım ama bunu yüz yüze Küba purolarımızı içerken konuşalım bir yaz akşamı güneş batarken”…


Hediyelik purolarımızı alıp fotoğraflarımızı çekildikten sonra istikamet Cueva Del İndio… Burası bir yerli mağarası ve bu kireçtaşı mağarasında önceden Guanajatabey yerlileri yaşıyormuş. Mağaraya girip biraz yürüdükten sonra içerde bulunan nehirde botlarla kısa mesafede gezinti yapıyorsun ki dışardan bakınca sanki kaçak yolcu taşıyormuşlar gibi bir görüntü var… Mağaranın içinde gezerken görevli mağara taşlarının neye benzediğini bize gösterdi ki bence bu hayal gücünüze bağlı ben benzettim çünkü ben zaten bulutları da bir şeylere benzetiyorum hep. Mağara duvarlarında denizatı, şarap şişesi, balık, maskeler, Colomb’un gemileri, yan bakan yüz gibi şekiller vardı… Daha sonra tekne turu tamamlanınca gizli bir geçidi andıran başka bir yoldan tekne ile gün ışığına çıktık.

Ardından ormanın içinde yerel bir yere öğle yemeği için gittik ve müzik eşliğinde tavuk pilav yedik… Buranın tavukları doğal olduğundan aşırı lezzetli pilavları da farklı soslarlar yaptıklarından pilav çok sevmeyen biri olarak benim hoşuma gitti… Yemek sonrası biraz otobüsle gittikten sonra karşımızda Mural de la Prehistoria (Tarih Öncesi Duvar Resmi )çıktı…

Resim 18 ressam tarafından 4 yılda tamamlanmış. Tasarlayan kişi Leovigildo Gonzalez Morillo Küba Bilimler Akademisi’nin eski haritacılık direktörüymüş ve bu resmi tasarlarken benim çok sevdiğim ressam Frida Kahlo’nun aşık olduğu ressam eşi Diego Rivera’dan etkilenmiş. İnsan evrimini anlatan bu resim karşısınnda mükemmel diyemiyorsunuz ama bu da ne ya böyle de diyemiyorsunuz belki de resimden anlamıyorum. Fakat Küba’da geçirdiğim günler süresinde en güzel Pina Colada’yı burada çimlere oturup sohbet ederek içtim. Hindistan cevizi seviyorsanız mükemmel bir içecek bayıldım.(Hindistancevizi, tarçın, buz ve Ron).Bütün bu gezdiğimiz yerleri kuş bakışı görmek için Los Jazmines’e çıktık. Yeşil vadi bizim olacak cümleleri eşliğinde fotoğraflar çekilip akşam yemeğine kadar dinlenmek için otelimize döndük. Otelde sınırlı ve yavaş internetimizle biraz haberleşme ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalıştık.(internet otel ve birkaç alan dışında çekmiyor 1 cuc karşılığında 1 saatlik şifreli kart alıyorsun ve şanslıysan bağlanıp kullanabiliyorsun çünkü çok yavaş aynı asansörü gibi).

Akşam yemek için okyanusa sıfır gün batımı manzaralı Vista Mar’a yemek yemeğe gittik ve buraya giderken bize otelden Amerikan arabaları ile aldıklarını söylemeden edemeyeceğim gün batmadan önce sahil kenarında üstü açık arabalar ile dolaşmak gerçekten çok güzeldi ve ayrıca gittiğimiz mekânın kendi gibi yemekleri de şahaneydi. Sohbet muhabbet eşliğinde yemeklerimizi yedikten sonra isteyen bir grupla beraber Zeynep bizi FAC adı verilen sanat galerisine götürdü. Her bir katında ve her farklı köşesinde kendi konseptine özgü müzikler yapan labirent şeklinde bir mekan. Gerek resimleri, dizaynları gerekse konseptleri ile çok hoşumuza gitti. Önce her yeri gezdik daha sonra yaklaşık on beş Türk küçücük bir alana dâhil olarak müzik eşliğinde dans etmeye başladık ve etrafımızı siyahiler sardı onlarda bizlerle dans ettiler. Gece dönerken otel uzak olduğu için beşerli gruplar şeklinde taksilere bindik. Bizim bindiğimiz taksi her an parçalara ayrılacak hurda bir taksiydi her yerinden ses geliyordu ve elimizi nereye koysak bir şekilde elimizde kalacak hissi veriyordu ama neyse ki sağ salim otele ulaştık ve odalarımıza dağılmadan önce bizi bekleyen diğer arkadaşlarla beraber otelin kapısın önünde müzik açarak erik dalı oynadık Türk olmak bunu gerektirir…

3.Gün
Bugüne ananas ve mangonun yanı sıra omlet ve pankek yiyerek başladım ve de Sevilay’ın midesinin ağrısından dolayı gece Zeynep’in onu hastaneye götürmesi haberi ile devam ettik. Kendisi gün içerisinde bize eşlik edemedi ama akşam biz onu dışarı çıkardık. Sevilay yaptıklarımızı buradan okuyabilirsin biz bunları yaparken senin odada Küba müziği eşliğinde sinir olduğunu ve bunu akşam bize anlatışındaki o kötü durumda bile komik hallerin şuan gözümün önünde ki tatilde en çok güldüğüm insansın 🙂
İlk durağımız tütün fabrikasıydı… Gittiğimiz tütün fabrikasının kadın ve erkek olmak üzere toplam 635 çalışanı var. Anlatan adam “dünyanın en güzel kadınları burada çalışıyor ”dedi gülümseyerek. İçeride fotoğraf çekilmesi yasak sonuçta üretim fabrikası müze değil o yüzden bana tuhaf gelmedi. Çalışan insanlar öncelikle eğitim alıyorlarmış daha sonra günde sekiz saat olmak üzere çalışmaya başlıyorlarmış. Hepsinin sardıkları tütün çeşidi farklı bu nedenle kalınlıkları boyları da tütünün çeşidine göre değişiyor. Günde 65-70 arası tütün sarıyorlar ve makine yok tamamen elle sarıyorlar. Ama masalarının üzerinde farklı şekilde sardıkları puroları sıkıştırmak için makineler var puroları oraya koyarak belli bir süre orada bekletiyorlar. Sardıkları limitin üzerinde sardıklarında beş tanesini kendilerine alma hakları varmış ama onun dışında daha fazla sarsalar bile alamıyorlarmış. Puronun en üst yaprağı sarılmadan önce purolar kontrole gönderiliyor eğer sarılmasında kalitesinde bir sıkıntı varsa kişiye tekrar geri gönderip gönderilen sayı kadar yeniden puro sarılıyor o kişi tarafından fakat en üst yaprak sarıldıktan sonra yapılan kontrollerde bir sıkıntı çıkarsa o puronun geri dönüşümü olmuyor. Çalışanların bulunduğu alanda bir kürsü ve kürsüde mikrofon var ki burada sabah gazeteleri okunuyormuş ayrıca toplantı falan olduğunda burada yapılıyormuş ki o esnada çalışanlar sarmaya devam ediyormuş ve en güzeli buradan gün içerisinde kitap bile okunuyormuş. İçeride sigara ve puro içmek serbest ki zaten içerinin ağır bir şekilde tütün koktuğunu söylememe gerek yok sanırım. Fabrikadan çıkışta satış mağazasından purolara baktık ama gerçekten tütün tarlasının oradan aldığımız purolardan çok farklı fiyatları zaten çoğu kutusuyla satılıyor satılmayanların ise özel ambalajı var.

Buradan çıktıktan sonra ikişer kişiler olarak adı Hindistan cevizine benzediği için Coco denen sarı minik taksilere binerek kısa bir tur yaptık hatta tur sırasında ismini şuan hatırlayamadığım çok güzel duvar resimlerinin olduğu sokağa girdik hatta öyle ki bir duvarı küçük prense ayırmışlar öyle mutlu oldum ki Küçük Prens her yerde hatta benimle Küba’da… Bizim taksinin şoförü aşırı komik ve tatlı bir adamdı yanımızdaki diğer taksileri geçerken denizde kayık çekiyormuş gibi hareket yapıyordu ve gezerken bize bazı önemli yerleri gösterdi Havana Üniversitesi gibi… En son indiğimizde de Gizem’le benim fotoğrafımızı bile çekti… Coco taksilerle son durağımız öğle yemeği yiyeceğimiz ünlü Paladar La Guarida’ya gittik. Buranın merdivenlerinde Aşk-ı Memnu pozu verdik çünkü öyle bir merdivenleri var illa fotoğraf çekilmen gerekiyor hissi yaratıyor…

Yemekten sonra Hemingway’ın barlarından El Floridita’da dans edip Daiquri (rom, limon suyu, kırılmış buz parçacıkları çilek aroması ) içtik. Mekan’da oturacak yer yoktu ve gelmeye de herkes devam ediyordu ama gerçekten lezzetli bir içecekti ve tabiki müzikler çok güzeldi…

Salsa alıştırmasına orda başladık ki oradan çıkınca salsa dersinde zorlanmayalım diye… Salsa dersini karı koca çift verdi basit hareketlerini başlangıç olarak gösterdi sonra hepsini müzik eşliğinde yaptık, yapmaya çalıştık… Salsa bana eğlenceli geliyor ama Tangonun yerini hiçbir dans benim için tutmuyor. Ders eğlenceliydi bayağı güldük özellikle erkekler yaparken daha çok gülmüş olabiliriz hatta şuan yazarken hala gülüyorum. Dersin sonunda bize gösterdikleri hareketler ile bize koreografi yaptılar bana göre salsa tutkulu bir dans değil ama kadın adama çok âşık…
Salsa dersinden sonra otele dönüp biraz dinlendik ve yine akşam yemeğine gitmek için hazırlandık… Küba’da asla aç kalmazsınız ya da biz Zeynep sayesinde hiç aç kalmadık hatta öyle ki bir ara yine mi yemek yiyeceğiz bile demeye başladık. Akşam yemeğini Atelier adında eski otantik eşyaları olan ev şeklinde dizayn edilmiş loş ama hoş bir mekânda yedik. Yemekten sonra otele dönmek yerine Sevilay’ı da alıp Havana sokaklarında gezdik… Ara sokaklarda dolaştık ki Dünya’nın en güvenli ülkelerinden biri kimse ne rahatsız ediyor ne de başka bir sıkıntı oluyor insan hiç korkmuyor ve de insanları aşırı sıcakkanlı hepsi gülümseyerek “Ola” diyor ki bence bu en güzel eylemlerden biri. Tanımadığın bir insana gülümseyerek merhaba demek hayatı daha mutlu şekilde yaşanılası hale getiriyor bence ama benim ülkemde herkes kendi içine kapandı öyle ki tanıdığı insanlara bile gülümsemeyi bırak günaydın demeye tenezzül etmez oldular. Gezerken kapının önünde oturan bir grup teyze vardı onlarla fotoğraf çekildik. İnsanların çoğu kapılarının önünde oturuyor. Hava sıcaklığı akşamları daha insancıl. Akşam gezmesi de ayrı güzel. Meydanlarının birinde ara sokakta müzik yapılıyordu orada biraz oturup bir şeyler içtik hatta orada Kübalı bir adamla başarabildiğim kadar salsa yaptım… Müzik duyunca kendimi tutamıyorum sanırım… Havana biraz daha turistlik bir şehre dönüşmeye başlamış çünkü gözlemlediğim kadarıyla özellikle turistlerin gezdiği yerler hep onların yani bizim ilgimizi çekecek şekilde ama bu gece gezerken fark ettim ki ara sokaklarda hayat hala zamanın durduğu o mutlu haliyle devam ediyor. Perdesiz birkaç eşyalı rengârenk evlerinin önünde müzikler eşliğinde oturup iş yapan santraç oynayan bu insanlara bakınca insan şu cümlenin doğruluğuna emin oluyor bilmediğin bir şeyin yokluğuna üzülmezsin onu aramazsın bu yüzden elindekilerle mutlu olursun. Ve ben otele dönerken üşüdüğüm için (Evet Küba’da üşüdüm) çantamda çıkardığım Burcumikomun verdiği yağmurluğu giydiğimde cebinde minicik ama sıcacık bir not bulduğumda o kadar mutlu oldum ki iyi ki var dedim ve otele dönerken o notla geçtiğimiz her yerde fotoğraf çekildim otele gidince de hemen kendisine yolladım tabi ben yatmaya hazırlanırken kendisi serviste işe gidiyormuş… Küçük detaylar büyük mutluluklar elimizdekilerin kıymetini bilmemiz gerektiğini hatırlatan her şeye teşekkürler…
*Umarım bu notu bulmazsın çünkü bulursan demektir ki yağmur yağmışL Ama yine de güzel bir gezi geçirmen dileğiyle J Bu notu bulursan bize resim gönder…

Son Gün

Güne Kahvaltı sonrası Havana Club’ın barında mojito ve daiquiri kokteylinin yapımı ile ilgili bize özel bir workshop yapıldı. Burada satılan ronlardan bir şişe aldım bilen bilir bizim mojito partilerimiz meşhurdur… Burcimiko Pelo hazır mısınız : ) )

Ayrıca Burcimiko senin yaptığın mojitolar gayet iyi hem burada Irmak esmer şeker kullanmıyorlar öyle olur mu hiç… Ron şişesini yeni açıyorsan ilk bardağa koymadan yere döküyorsun ölmüşlerin ruhuna (şaka nedenini hatırlamıyorum ama gözlerimle kaç kere şahit oldum )bunun yanı sıra yaşı üç olanlar kokteyllerde kullanılırken yedi ve üstü sek içmek içinmiş.

Kokteylerimizi içip yine müzik eşliğinde danslar ettikten sonra akşam yemeğine kadar boş zamanımız olduğu için kendimizi yine Havana sokaklarına attık… Sokaklarda gezdik bol bol fotoğraf çekildik hediyelik dükkânlardan anahtarlık koleksiyonuma birkaç tane anahtarlık aldım. İlk evsiz insanın heykelini yapmışlar inanışa göre sakalına dokunursan şansın açılıyormuş biz de eksik kalmayalım dedik… Hindistan cevizi kabuğunda dondurma yedik yoruldukça bir yerlerde oturup molalar verdik ve Devrim Müzesini gezdik…  

Sokakları gezerken kuyruk olmuş bir yerin önünde durduk ne olduğunu anlamaya çalışarak daha sonra fark ettik ki içeride masada oturmuş iki kadın sırasıyla insanları alıp ellerindeki karnelere işlem yapıp içeriden erzak veriyor. Devlet yardımı hala ülkede devam etmekte değişen şeyler olsa da değişmeyenler çoğunlukta. Değişmesini istemediğim şeyler olsa da kafamda aklımda ve kalbimde olan sosyalizm bu değil eşitlik duygusu yoksullukla cahillikle eşit olmamalı. Bu ülkeye dair hayaller kurarken hep burada yaşayabilme ihtimalimi de düşünmüştüm ama hayal kırıklığı yaşadığım tek konu bu kesinlikle yaşamak istemem.Zaten evlensen bile Küba vatandaşlığı vermiyorlarmış Küba’lı olmadan Küba vatandaşı olan tek kişi de Che’ymiş. Üniversite de ilk Küba’yı araştırdığım zaman okuduğum gibi ülkede reklam panoları yok, şans oyunları yasak (insanlara hayal kurdurup hayallerini yıkmamak için), evsiz dilenci yok ya da ben görmedim, suç oranı çok düşük (en fazla hırsızlık var), eğitim önemli çocuklar mutlaka okula gidiyor ve daha sonra üniversiteye, tıp konusunda çok ilerideler, tüm yemekleri doğal ve de kendileri de …
Akşam hem yemek hem eğlenmek için “ Bueno Vista Social Club” a gittik… Tek kelimeyle mükemmeldi…

Buena Vista Social Club, 1940’larda kapanmış olan Küba Havana’daki bir üyeler kulübü ve aynı zamanda 1990’ların müzik grubu. Yaş ortalaması altmışın üzerinde olmalarına rağmen sahnede yirmilik gibiydiler… Konuklara nerden geldiklerini sorup o ülkelerle ilgili şarkı ve danslar ederken bize gelince tabi ki bizi yine Tarkan’ın yakalarsam şarkısı kurtardı Tarkan Dünya’nın her yerinde biliniyor… Otele dönmeden önce son kez yine Havana sokaklarında dolaştık…
Bilmediğim ama hayalini kurduğum ülkede son gecemde teşekkür ettim hayatımdaki herkese ve her şeye… Zaman geçti bir daha yol bizi buraya atar mı bilmiyorum ama farklı hayatlardan gelen benden ayrı yirmi ayrı hikâye yirmi ayrı kalp ile geçirdiğim güzel günler bana yepyeni bir deneyim ve unutulmayacak anılar bıraktı… Patika Travel ve de Zeynep’e ayrıca çok teşekkürler…

Not1: Otele her döndüğümüzde havlulardan kuğu, kalp yapıp bize notlar bırakan otel personellerine Duygyu ile ben de notlar yazıp sabun oje takı gibi minik hediyeler bıraktık onlar bizi mutlu etti biz de onları mutlu edelim diye sonuçta mutluluk paylaşınca çoğalır.

Not2: Santa Clara,Trinidad ve Varedora günlerimizi ayrı bir yazıda yazacağım Bu sadece Havana’ya özgü olsun ki okurken kafanızda Camila nın Havana şarkısı çalsın diye değil tabi kiJ Uzun bir yazı oldu daha da uzamasın diye ….

Not 3: Eğer yolunuz bir gün Küba’ya düşerse güneş kremi ve yağmurluğunuzu asla unutmayın… Özellikle güneş kremi önemli…

“Havana Ohh Na Na” hakkında 6 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir