İçeriğe geç

Durak


Sabah ezanına bir saat vardı. Sokaklar boştu. Hava çiseliyordu. Aysel apartmandan çıktı yürümeye başladı. Karanlık sokak birden aydınlandı büyük bir patırtı koptu ve bir bulut içinde tuttuğu damlaları gökyüzünden bıraktı.

Sanki yağmur yağmıyor balkondan biri kovayla su döküyordu. Aysel gelirken gördüğü durağa doğru ayağındaki topuklu çizmelere aldırmadan koşmaya başladı. Durakları kapalı yapma fikrini bulana içinden teşekkür edip kendini içinde bir tane bank bulunan camlı bölmeye attı. Daha fazla korunma içgüdüsü ile ayağıyla kapıyı arkasından kapattı. Islanmış saçlarını avuçlarının arasında sıkarken bankın ucunda oturan adamla göz göze geldi. İrfan’ın bacağına kalçasından doğru bir ağrı saplandığında kendisinde yürüyecek gücü bulamadı. Ağrısının geçmesi için durakta oturdu, bekliyordu. Tam iyiyim kalkıyorum derken içeri aniden Aysel girmişti. Mini deri şortunun üzerine daracık yakası siyah dantelli kırmızı bir üst giymişti. Kol ve yakasında siyah kürkü olan bej rengi paltosu dizlerinin altına doğru uzanıyordu. Paltosunun bitiş yerine kadar uzanan siyah parlak topuklu çizmeleri vardı. Göz göze geldiklerinde uzun siyah saçlarındaki yağmur suyunu sıkıyordu. Aysel karşısında İrfanı görünce saçını bırakmış başıyla selam verip bankın diğer ucuna yerleşmişti. İrfan kendisine verilen selamı almaya çekinmiş bir an önce gitmek için ayağa fırlamıştı. Kapıyı açmak için hamle yaptığında kapının kolunun olmadığını fark etti. Durağın kapısı geçenlerde serseri birkaç kişi tarafından kırılmıştı. İrfan sağına soluna baktı. Kapıyı eliyle itekledi. Kapıyı açamayınca arkasını döndü ; “ hanfendi naptınız? Sizin yüzünüzden burada kapalı kaldık. Sabah ezanına az kaldı. Benim buradan çıkmam lazım.” diye tok bir sesle sitem etti. Aysel kuruması için üzerinden çıkardığı paltosunu yana iteledi ve yerinden kalktı. Kapıya olanca gücüyle bir tekme attı. “Ağzına sıçtığımın kapısını ben bozmadım ya açılmıyor. Kazasını yaparsın dayı” diye her zamanki vurdumduymaz sokak ağzı ile karşılık verdi. İrfan karşısında gördüğüyle kelimelerini duyduğu kadının aynı kişi olduğuna inanamadı. Ayrıca yaşıtları gibi giyinmiyor olabilirdi ama kendisine dayı diyeceği bir yaşta da değildi. Aklından bunları geçirirken diğer yandan göz ucuyla istemeden Aysel’i süzdü. Kendisinden en fazla iki üç yaş küçük olabilirdi otuz yoktu belliydi. Islanmış saçlarından dökülen damlalar omuzlarını ıslatmıştı. Dudağındaki kırmızı boyanın belli belirsiz izi kalmıştı. Gözlerinin altı kararmıştı. Makyajının yağmurdan akmış olduğunu düşündü. Aysel’in yüzündeki makyajı loş bir odanın ucuz deterjan kokan yastığına bıraktığını bilmiyordu. “Minaresi görünen ilerdeki şu camiyi görüyor musun dakikalar sonra oradan sabah ezanını okumam gerek. Müezzinim ben.” dedi müezzin kelimesinin üzerine bastırarak net bir şekilde. Aysel ıslak saçlarını savurup öğrenilmiş soğuk kahkahasını attı.
– “Anlaşılan benim mesai biterken seninki başlıyor. Telefonumun şarjı bitti. Birilerini ara gelsin kurtarsınlar bizi. Camı kırayım diycem ama polisle yüz göz olmayım gece gece”.
Aysel sözlerini bitirince göz kırptı ve bacak bacak üstüne attı. İrfan kafasını hızla diğer tarafa çevirdi. Dişlerinin arasından söylendi.
-“Tövbe tövbe. Allah’ım beni nelerle sınıyorsun.
Eğer ezan saatini kaçırırsa büyük sıkıntı olurdu. Üstüne bu küçücük durakta kadının kokusu üzerine sinmişti. Başını iki yana salladı.
Aysel İrfan’nın düşüncelerini okuyamıyordu ama insanların kendisi hakkında düşüncelerini biliyordu. Yüzüne sahte bir gülümse takındı.
– “Korkma günah işlemiyorsun. Basılmış sayılmayız. Göt cebinde duran şu telefonla ara birini de kurtarsınlar bizi.
İrfan kafasını bile çevirmedi. Arardı aramasına ama kimi arayacaktı. Bu kadınla burada yasadığı durumu nasıl anlatacaktı. Başına gelenlere inandırabilecek miydi? Kimi çağırsa herkes aynı cümleleri söyleyecekti. Günahkâr bir kadınla aynı yerde durmak günah değil miydi? İçindeki çaresizlikle bir hışım Aysel’e döndü.
-“Şu haline bak elin ayağın tutuyor namusunla çalışsana “
İrfan’ın yüzü kıpkırmızı oldu. Çocukluğundan beri ahlaklı, namuslu olmayı, günahı, sevabı, helali ve haramı öğretmişlerdi. Öğrenmişti de Örtünmek sevaptı. Şu an Aysel’in tüm vücudunu görebiliyordu kendi günahtaydı ama onu da içine çekiyordu. Nikah helaldi. Nikâhsız biriyle görüşmek konuşmak göz ucuyla bile bakmak haramdı ama Aysel böyle bir iş yapıyordu. Yapıyordu yapmasına ama ahlaksız olan sadece neden oydu. İşte bunu dinlediği vaazların, okuduğu kitapların, duyduğu konuşmaların sonunda hep dile getirmek istiyordu. Namus neden sadece kadına yükleniyordu. Doğduğu ve büyüdüğü çevre böyle düşünmüyordu. Tanıdığı bildiği ya da her gün gördüğü o insanların hepsi gerçekten göründüğü ve anlattıkları kadar namuslu muydu? Günün beş vakti kutsal sözler okuyup Müslümanları namaza çağırıyordu. İnandığının yarattığı bu kulu yargılamak kendinin haddine miydi? Asıl günahkâr şimdi kendi olmuyor muydu? Gördüğü ile yargılayıp ayıplayıp laf söyleyince ondan daha mı iyi insan olmuştu. Başı hafif önde Aysel’e döndü çok kısık bir sözle sanki duyarsa tüm mahalle onu topa tutar korkusu ile üç kelimeyi dilinden serbest bıraktı.
– “Kusura bakma bacım. “
Aysel İrfan’ın önceki söylediği cümleye dudak kıvırarak gülümsediğinden bu sözlerini kaale bile almadı. Üşüdüğü için giydiği ıslak paltosunun içinde sıcak banyonun hayali ile ısınmaya çalışıyordu. Aysel’in umursamaz tavrının karşısında İrfan kendini daha çok küçülmüş hissetti. Cebinden telefonu çıkardı. Rehberde aradığı kişiyi buldu. Mahcup bir sesle telefonda konuştu.
– Abi ayağıma bir ağrı girdi yürüyemiyorum sana zahmet ezanı sen okur musun?
– Sağ olasın.
İrfan telefonu kapatınca bankın diğer ucuna oturdu ve kafasını Aysel’den diğer tarafa çevirdi.

Kişisel Not: Dün akşamki yaratıcı yazma atölyesinde tetikleyici kapalı dar alanda birbirinden farklı iki insanın çatışmasıydı. Yazdığım öykü bu. Öykünün geliştirmeye çok fazla açık yanı var. Üzerinde ise konuşulmaya daha da açık bir konusu. Fakat tartışmasız tek bir gerçek var önyargılarımız olmasa dünya daha güzel bir yer olurdu.

Kişisel Kişisel not : Bir yerde okumuştum çok sevmiştim burada dursun istedim .
“Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir