“Gözü çıkasıca, ha babam yağıyor. Bugün ikinci günü. Ortalık daha şöyle böyle ağarmıştı ki dün sabah, başladı. Karardı, gece oldu, sonra gene ağarır gibi oldu, gün oldu, habire yağıyor. Çinko damın üzerine çıkmış da pıtır pıtır gezinir durur sanki. Rüzgâr da yandan yandan savuruverince duvarlar-çamur sıvalı, sedirden-nasıl seyriyor…”
Rüzgârı ayrı yağmuru ayrı ama ikisi aynı anda oluverdi mi işte o zaman günler sürer havanın bu hali diye başlar herkes bir ağızdan söylenmeye. Denilen gibi olursa bizim çeltiklerin sonunu hak getire. Tarla daha yeni biçildi. Bir an önce çeltiklerin kuruması gerek ki fabrikada çöpünden sapından ayıklansın, bizde satılacak pirinçten bu seneki alın terimizin karşılığını alalım. Daha iki gün önce sıcaktan kavruluyorduk şimdi yağmur ile akraba olduk ama sevimsiz bir akrabalık bu. Anam babam ölünce geriye bir tarla, bir de damı zar zor ayakta duran iki göz bir oda oturduğumuz bu ev kaldı bana onlardan yadigâr. Böyle havalarda “ulan topla pılını pırtını git büyük şehre “diye kendi kendime söylensem de bilirim ki tarla bahçe işinden başka bir iş gelmez elimden. Bana kim iş verir bu durumda. Hadi benim okumakta gözüm yoktu babam da hiç zorlamadı ki büyük adam olayım kendimi kurtarayım. Onlara oraya buraya koşturacak kendilerine yardım edecek biri lazımdı. Böylesi kaderimmiş. Ben daha yanlarında onlar için çok koştururdum da zalim hastalık ansızın babamı yakaladı. Dağ gibi adam önce çöktü sonra aylar içinde gözümüzün önünde eridi gitti. Senesine varmadan gözünde yaş kalmayan anam da aile mezarlığında babamın yanındaki yerini aldı. Sonrasında bir başıma kaldım desem yeridir. Arada bir iki tanıdık uğradı sonra onlarda gelmez oldu. Amcamlar ise bir ara tarlanın peşinde düştüler.
“ -Yeğen baban zamanında bu evi yaptırırken benden para almıştı. Ha yanlış anlama ev senin otur tabi ama bizim torunlar büyüdü. Okul masrafları arttı. Gel satalım şu tarlayı da herkes önüne baksın
-Olur mu öyle şey amca senin ne dediğini kulağın duyuyor mu ben ne iş yapcam neyle karnımı doyurucam sonra.
– Genç adamsın tutarsın bi işin ucundan hem hakkım var benim diyom.
– Hadi amca hele gidiver yoksa büyüğüm demiycem ağzımı bozucam “dedikten sonra ayağa kalkıp yola koyulmadan önce dişlerinin arasından nankör kelimesini tıslamış olsa da ben üstüme alınmadım. Ülkede devlet baba var bu miras bana helal. Bu zor günlerde benimle en çok yan komşumuz ilgilendi. Gün aşırı sıcak bir tas çorba getirir, her defasında da sana birini bulalım da evinde yemeğin pişsin yanında arkadaşın olsun böyle ömür geçmez oğlum cümlesini de çorbanın yanından eksik etmezdi. Bu cümleleri hep savurdum. Birini sevmekten mi korktum yoksa kendimi sevilmeye değer mi bulmadım bilmiyorum. Aslında aynaya baktığımda gördüğüm sıfat cevabı veriyor ama doğrusu kendimi de çok fazla harcamak istemem.
Gözkapaklarım ağırlaştı iyice. Bahçede üzerleri örtülü muşambanın altında kurumayı bekleyen çeltiklere inat rüzgârın etkisi ile yağmur damlaları her yere çarpmaya devam ediyor. Hele çinko damda gezinen damlalar yok mu böyle devam ederse bu gece de bana uykunun olmadığının sinyalini veriyorlar.
Kişisel Not : 13.10.21 tarihi akşamındaki yaratıcı yazarlık dersinde hoca ilk paragrafı verip öykünün devamını bizim getirmemizi istedi. Yağan bir yağmur ama altında ne fazla çatışma var.