İçeriğe geç

Deniz Sokağı

Evlerimizin balkonu sonsuz maviliğe bakan, her sokağın sonunun denize çıktığı şehirlerde büyüyen çocuklardık biz.

Gece oldu, gündüz oldu. Yazın ardından ağaçlar sonbaharda yapraklarını döktü. Tüm kış sobalı evlerimizde televizyon karşısında kestanelerimizi yerken umutla baharı bekledik.
Umutla beklediğimiz bir bahar günü, günlerden cuma bugün. Akşama kadar dosya düzenlediğim anlardan fırsat bulup deniz kıyısına inen o ufak tefek sokakları düşünüyorum. Balkona çıktığımda gördüğüm o sonsuz mavilik bana sıradan gelen bir lüksmüş aslında. Kıymetini geç anladığım için pişmanlık duyuyorum. Yaşadığım şehir dahil dünyada birçok sokak var. Fakat biliyorum hiç biri çocukluğumun geçtiği o sokak kadar güzel değil. Bir şehri, o şehre ait sokakları görenlere değil orada yaşayanlara sormak gerek.Paris için hep aşkın şehri, büyülü ve romantik şehir deriz ama kimse şehrin öteki yüzünden bahsetmez. Evsizlerinden, pis metrolarından,yankesicilerinden, sevimsiz mahallelerinden, trafik sorunundan, iş hayatından… Herkes Eyfel Kulesi önünde öpüşenleri anlatır metro koridorlarında uyuyanlarla ilgili kimse tek kelime etmez. Hep öyle değil midir zaten, herşeyin bir görünen bir de yaşanan yüzü yok mudur bilinen. Doksanikinci dosyamı düzenlerken yine başıma bir ağrı saplanıyor. Bu hafta kaçıncı ağrı bu saymadım. İçtiğim ilaçlar fayda etmiyor. Çünkü görünenin aksine içimde yaşananlar geçmiyor. Suyla doldurduğum karton bardağın içine bir tablet daha atıyor, her çıkan baloncukta “ah şimdi balkona çıksam ve uzun uzun denize baksam ” diye sessizce içleniyorum. Pencereden vuran güneşe rağmen bir süredir koyu koyu yaşıyorum. “Şu ilacı içmek yerine kafamı alıp kenara koysam. ” Eğer yanlış hatırlamıyorsam bugün sesli kurduğum üçüncü cümle bu ama kimse beni duymuyor. Herkes elindeki işe gömülmüş, kafasındaki seslerle boğuşuyor. Bu da bir şey mi aslında herkes beni görüyor ama kimse tanımıyor. Kocaman yıkıntıların altından kurtulmamıza rağmen bu dosya yığınlarının altında ezildiğimi hissediyorum. Küçük mutluluklara dair bile bazen umudum kalmıyor. Bir bıraksalar özlediğim ve hayal ettiğim çok şey var diye düşünüyorum sonra farkediyorum masamın üzerinde daha düzenlemem gereken ellialtı dosya var. Elimdeki boş bardağı çöpe atıp kafamdaki seslerle beraber tekrar ben de işe gömülüyorum.

Kişisel Not: Turgut Uyar’ın Meymenet Sokağı’na Vardım şiirden etkilenerek yazmış olduğum bir hikaye olup şiirden alıntılarda kullanılmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir