İçeriğe geç

Çekmece

Çekmeceyi açığımda korku, endişe, hüzün, hayal kırıklığı, beklenti ve çaresizlik birbirine sarılmış bir köşede duruyorlardı.

Hiçbirinin çıkmasını istemiyordum. Çekmeceyi hızlıca kapattım. Günlerdir yattığım televizyonun karşısındaki üçlü koltuğa yeniden kuruldum. Havanın güneşli olduğunu panjurların arasından giren ışığın yansımasında dans eden toz taneciklerinden anlıyordum. Eğer panjuru kaldırırsam ışık televizyon ekranına yansır bahanesine sıkıca tutunuyordum. Aslında sabahtan beri izlediğim ama aklımı veremediğim dizi umurumda değildi. İtiraf ediyorum sabah ya da akşam olması da umurumda değildi. Kafamın şeklini alan yastığı ters çevirdim. Umurumda olan şey sadece yatmaktı, öylece boş boş yatmak. Dizinin bir bölümü daha bitmiş bir sonraki bölüme otomatik olarak geçmişti. ”Katiller aslında doğuştan mı cinayete eğilimlidir yoksa toplumun etkisiyle mi cinayet işler” konusunda tartışmaya girmiş iki kişinin diyalogları dikkatimi çekti ve zihnimde bir ses başka bir soru sordu “insan mutsuz mu doğar yoksa zamanla toplum mu bireyi mutsuzluğa iter?” Kafamdaki sesler kendi içinde tartışmaya başladı. Bir süre sonra hepsini susturdum ve sonuca vardım “başkalarının doğrularını kabul edip o doğrulara ulaşmak için beklentilere girmek bizi kendimize yabancılaştırıyor ve mutsuz ediyor. “ Tartışmayı tüm sesleri ikna ederek kazanmıştım. Telefonum çaldı, açtım. Ardı ardına bir sürü bahane saymak istiyordum çünkü olduğum yerden bir adım dahi atmak istemiyordum. Telefonu kapattığımda içimdeki o küçük kıpırtıyı izledim. Kapının önünden taksiye bindim. Taksinin camından akıp giden kalabalığı izledim. İnsanlar ya bir yere gidiyor ya da bir yerden geliyordu. Durduğumuz tüm kırmızı ışıklarda taksiden inip geri döndüğümü ve üçlü koltuğu yeniden gömüldüğümü hayal ettim.

Kapıdan içeri girip kaşımda bana gülümseyen o iki kadını gördüğümde doğru bir karar verdiğime emin oldum. Bana sarıldıklarında ise çekmeceye kapattığım hüzün yerini sebepsiz mutluluğa bıraktı. Mutluluğun kesinlikle sarılmakla ilgisi var. Öyle ki bana göre kahvaltı, kahve ve çikolata üçlüsü bile bu eylemin yerini alamıyor. Kafedeki insanlar devamlı değişiyordu. Biz ve de yanı başımızda koltuğun üzerinde uyuyan köpek tüm o insanların aksine uzun bir süre oradaydık. Birbirimize görüşemediğimiz zamanlarda yaşadıklarımızı ve yaşananların bizde bıraktığı duyguları anlattık. Bazen anlatmak istersin ama dinlenmeyeceğini ya da anlaşılmayacağını düşünür kendi içini yersin ya işte bu ortamda öyle bir duyguya yer yoktu. Çekmecedeki endişe huzur ile yer değiştirdi. Anlattık, dinledik, güldük, gözlerimiz doldu, uzaklara daldık ,sorduk, cevapladık… Olan her şeyin bir anlamı olduğunu ve olmayanların ise zamanını beklediğini birbirimize hatırlattık. Bazı güzel şeyler beklemediğimiz zamanda olurmuş birbirimize hatırlattık. Bunu unutmamam için de hüzün kovan kuşu boynundaki minik kolyeyi çıkarıp benim boynuma taktı. Yıllar önce yine buna benzer bir olay yaşanmıştı. O günden bugüne hayatımızda çok güzel şeyler oldu. Zamanı geldiğinde yine olacaktı. Beklenti çekmeceden çıktı gitti yerini hayatın olağan akışına bıraktı. Saat geçmişti ve karnımız acıkmıştı. Yemek yemek için bir başka mekana geçtik. Yemek yemenin insanın duygularını olumlu yönde etkilediğine inanır mısınız bilmem ama ben inanmakla kalmıyorum şahsen bu konudan eminim. İçeceklerimizden yudumlayıp ortaya söylediğimiz yemeklerden atıştırdık. Uzun zamandır birbirimizi “gerçekten” tanıdığımız için geçmiş bugün ve gelecekten konuşmak kendimiz ve birbirimizle ilgili farkındalıklara sebep oluyordu. Her insanın hayatımıza bir giriş nedeni olduğunu, kiminin hikayesini tamamlayıp gittiğini kiminin ise yeni bir hikayenin başlamasına sebep olduğunu biliyorduk. Bazı izlerin güzel anlara sebep olacağını da şimdiden hissedebiliyorduk. Çekmecedeki hayal kırıklığı el sallayıp gitti yepyeni hayaller ise merhaba dedi. Anılar, kahkahalar, eski dostlar, kitaplar, şarkılar, eşler, sevgililer… Her bir sözcükte günlerdir kapalı olan panjurlar yavaş yavaş yukarı kalkıyordu sanki siyah beyaz olan günlerimin renkleri geri gelmiş gibi hissediyordum. Gülümseyip iyi ki dedim ve karşımda duran bu iki kadının fotoğrafını çektim. Geriye dönüp baktığımızda kelimeler ve fotoğraflar iyi birer hatırlatıcı oluyorlardı. Korku çekmeceden uçup gitmiş, giderken de cesarete ufak bir göz kırpmıştı.

Saat gece yarısını geçti. Uzun bir süre sonra bu şehirde hep beraber olmak iyi hissettirdi. Şehrin sokaklarında biraz yürüdük. Henüz kapanmamış bir barın bahçesinde kızlar arkadaşlarını gördü, sohbet ettiler. Arada sohbete katılsam da daha çok gözlemledim. Her insan anlattığından, göründüğünden , adından, mesleğinden, yaşından bağımsız bilmediğimiz neler yaşıyordu. Aynı gökyüzü altında birbirine benzeyen ya da ortak bir paydası bile olmayan ne çok yaşam devam ediyordu. Doğanlar, ölenler, geçip gidenler, durup seyredenler, peki diyenler, isyan edenler, koşanlar, yürüyenler, ağlayanlar, kahkahalarını savuranlar, düşünenler, uyuyanlar, gezenler, gece bitip güneş yeniden doğduğunda yeni bir ben olmayı seçenler ya da dünde kalıp ruhundan ayrılanlar… Çaresizlik daha fazla kalamazdı hayatın içinde ona yer yoktu çekmeceden çıktı gözden kayboldu. Hayat yeni bir güne başlarken bize yeniden bir seçim hakkı sunacaktı. Eve döndüğümde çekmeceyi açtım. Cesaret, huzur, mutluluk, hayaller, zaman oradaydılar. Gülümsedim ve göz kırptım. Yatmadan önce panjurları sonuna kadar açtım. Güneşin ilk ışıklarının odaya vurmasını beklerken avucumda kolye güzel bir uykuya daldım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir