İçeriğe geç

Bir Nilüfer

Bugün karlı bir pazar günü. Her pazar olduğu gibi kahvaltı sonrası bugün de maaile şehrin çıkışında yer alan tek katlı markete geldik. Duyguların alındığı şehrin tek marketi “Sizin Duygularınız Sizin Marketiniz” yazan tabela önünde kuyrukta bekliyoruz.

Evden çıktığımız andan itibaren kar hiç durmadı. Ananemin ördüğü boynumdaki atkıyı boynumdan çözüp, ağzımı ve burnumu saracak şekilde yeniden doladım. Ananem, büyükbabam, annem, babam ve kardeşim kuyruk sırasında küçük bir çember oluşturmuşlar, kendi aralarında muhabbet ediyorlar. Alınacak duygular belli. Kahvaltı masasından kalkmadan önce son demli çaylar içilirken herkesin listesi gözden geçirildi ve listenin sonuna aile büyüğünün imzası atıldı. Reşit olmama rağmen duygularımı neden başkalarının kararlarına göre yaşamam gerektiğini hala anlamış değilim. Almam gereken duygulardan ziyade istediğim, -ihtiyacım olan- duyguları almak istiyorum. Her hafta sadece üç duygu alma hakkımız olması ise bu durumu daha da zorlaştırıyor. Bir süredir duygularımı kendi istediğim şekilde alsam nasıl bir insan -asıl ben- olurdum diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Birçok duygum genlerden aktarılmış. Tanımaya, öğrenmeye ve gezmeye meraklı bir insanım. Merak duygumun kaynağı büyükbabam. Kafama bir şey taktıysam asla vazgeçmem bu inatçılığım ananemin eseri. Arkadaşlarım üzüntülerini, mutluklarını, sırlarını benimle paylaşırlar, düşüncelerime önem verirler. İyi bir dinleyici ve güvenilir biri olmam tamamen annem sayesinde. Bazen ise hiç ummadığın bir ortamda ve zamanda bencilliğim baskın gelir o an kendimde babamı görürüm. Duygusallığım ise doğuştan gelen bana has bir özellikti ta ki kardeşim doğana kadar.
Annem her hafta olduğu gibi çalışma saatleri içerisinde kullanmak için yine mutluluk duygusu alacak. Hem kendi hem de başkalarının motivasyonunu etkilediği için çalıştığın ortamda mutlu olmak önemli. Halbuki herkes mutlu olacağı işte çalışsa böylesine güzel bir duygu daha güzel anlar için kullanabilir. Kardeşim geçen hafta sınıf arkadaşıyla kavga etmiş ve çocuğun söyledikleri onu çok üzmüş. Dün akşam yemeğinde onunla barışmamak için marketten öfke almak istediğini herkese dile getirdi. Önce masada bir sessizlik oldu. Büyükbabam bardağındaki sudan büyük bir yudum aldı ve tane tane konuşmaya başladı. “Canım torunum belli ki çok üzülmüşsün anlıyorum eğer barışmak istemiyorsan bir süre beraber zaman geçirmeyin. Arana mesafe koyman yeterli. İnsanları oldukları gibi kabul etmeliyiz. Öfke güçlü bir duygudur ve de karşı taraftan çok kendine yaptığın bir kötülüktür. Kontrollü kullanmazsan, doğru yöne yönlendiremezsen uzun vadede hayatında istemediğin sonuçlara yol açabilir. Uyandığında hala istiyorsan tekrar düşünürüz” diyerek konuyu kapatmıştı. Çok yakın bir arkadaşım aileden kendisine geçen öfkesini spora yönlendirdiğini ve boks alanında başarılı olduğunu söylemişti. Bu iyi bir örnek fakat buna rağmen gazeteler her gün öfkesi yüzünden cinayet işleyen üçüncü sayfa haberleriyle dolu. Büyükbabam çok haklı öfke en az sevgi kadar güçlü bir duygu. Kardeşim kuyrukta beklerken kırmızı burnundan habersiz öfke yerine umut alacağı için heyecanından zıp zıp zıplıyor.Annem ise o zıpladıkça düşen atkısını her defasında bıkmadan yukarı çekiyor. Kardeşimin öğretmeni “Umudun olduğu yerde her şey olur” demiş. Sabah uyandığında bu cümleyi hatırlayıp öfke satın almaktan vazgeçmişti. Daha önce bilmediği bu duyguyu deneyimleyeceği için mutluyum. Bana göre insan hayalleri ve umutları kadar var. Bir sır vermek istiyorum. Benim de kimsenin bilmediği bir umudum var. Özgür olmak -ben olmak-. Artık herkesin yap dediği şeyleri yapmak is-te-mi-yo-rum.
Sıra bize geldiğinde son çıkan kişilerden sonra giriş kapısından içeri girdik. Kasada görüşmek üzere herkes bir tarafa dağıldı. Bu hafta almam gereken üç duygu var; mutluluk, suçluluk ve bağlılık. Cuma öğleden sonra toplantıda grup olarak hazırladığımız projeyi sundum fakat müşteri projeyi eksik buldu ve bizimle çalışmaktan vazgeçti. Benim dışımda dört kişinin dahil olduğu ve sonunda patronumun onay verdiği projeyi sırf ben sunduğum için bir hafta boyunca suçluluk duymam istendi. Bu hiç adil değil. Kendisine adalet duygusu satın alsa çok daha iyi olur diye düşünüyorum. Bu olay beni mutsuz etti. Bu yüzden bu hafta iş yerinde motivasyon kaybı yaşamayım diye extra mutluluk almam gerekti. Son olarak ise dört gün önce yapılan kontroller sonucu olması gerekenden daha az seviyede bağlılığım olduğundan bağlılık duygusu almam önerildi. Bu şehirden gitmemek, ailemden ve özellikle parçası olduğum bu toplumdan kopmamak için herkesin bağlılık duygusu üç ayda bir test ediliyor. İçimde kopan fırtınaları kimse bilmese de testler gerçeği biliyor.
Farklı büyüklükte ve renkte, üzerinde duyguların isimleri olan cam kavanozlarla dolu rafların arasında gezinirken gözüme çarpan duyguları tek tek düşündüm. Öfke, hırs, itakarlik, neşe, üzüntü, gurur, aşk, sevgi, adalet, vefa, tutku, dalgınlık, kibir, uyum, şefkat, hüzün, duyumsuz, açgözlü, yardımsever,başarı… Gördüğüm tüm bu duyguları istediğim gibi yaşamak, deneyimlemek için tek bir duyguya ihtiyacım var. Bana seslenen babamın sesiyle girişte verdikleri kavanozun içine hızlıca mutluluk, bağlılık ve suçluluk duygularını koyup kasaya ilerledim. Devamlı gülümseyen kasiyer kız ekranda bir şeyler yapıyor. Muhtemelen kendine neşe yüklendiğinden yüzündeki gülümse asla kaybolmuyordu. Bize dönüp aynı gülümseyle “bugünün şanslı ailesi siz seçildiniz hepiniz istediğiniz bir duyguyu fazladan bedava alabilirsiniz” dedi. İçimde adını koyamadığım tanımlayamadığım bir duygu -heyecan- oluştu. Sıra bana geldiğinde hiç düşünmeden “özgürlük istiyorum” dedim. Tüm bakışları üzerimde hissediyordum ama artık geri adım atmayacaktım. Kasadaki kız şaşkınlık duygusuna sahip olmadığından hala neşeli bir şekilde davranıyordu. Elimdeki kavanoza özgürlük duygusunu da ekleyip işlemi tamamladı. Pazartesi sabahı yüklenmek üzere aldığım duygulara ait fişi uzattı.
Kardeşimin umutla ilgili konuşmaları dışında akşam yemeği her zamankinden sessizdi. Güneş doğduktan sonra artık yeni bir ben olacağım . Özgür düşüncenin, özgür yaşamın, özgür bireylerin olmadığı bir toplum yaşayan ölüler mezarlığı gibi ama ben yarın dünyaya kendi gözlerimle bakacağım . Aklıma estiği gibi şarkı söyleyeceğim, dans edeceğim, düşleyeceğim…Tek başıma gülüp, yürüyeceğim. Asalak bir sarmaşık yerine bağımsız bir nilüfer olacağım, özgür olacağım…

 

Kişisel Not : Marketten üç duygu alma hakkınız olsa siz hangi duyguları alırdınız?..

Kişisel Kişisel Not : Cyrano De Bergerac oyunundan Rüştü Asyalı’nın “İstemem Eksik Olsun” tiradını dinlemenizi tavsiye ederim..

 

“Bir Nilüfer” hakkında 1 yorum

  1. Senin marketten umut neşe sevinç alayım.
    Yüreğine sağlık

    Hayaller umutla inanmakla sevgiyle paylaştıkça özgürleşecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir