İçeriğe geç

Bal Günleri ( Fethiye Ekincik Bodrum)


Kaş’tan çıktıktan sonra bir sonraki durağımız Fethiye.

Kaputaş Plajı’nı görmeden orada denize girip fotoğraf çektirmeden gidersek eğer tatil kabul olmuyormuş o yüzden Kaş ile Kalkan arasındaki sahil yolu üzerinde bulunan turkuaz mavisi renginde denizi kanyon ağzı plajına uğradık. Öncesinde saçma bir şekilde karayolu üzerinde plaja baya uzak bir mesafede yer bulup arabayı park ettik o da yetmiyor gibi sonradan öğrendiğime göre yüz seksen yedi basamak inerek öğlen sıcağında serinlemek yerine sıcacık suya girdik. Yolumuza devam ederken yine görmeden olmaz denilen Patara sahiline uğradık açıkçası bilemiyorum ama bizim Sinop Akliman’ın sahilinden bir farkı yok. Her ikisine gidenler yorum yapsın 😊 Patara’ya giderseniz bence sahilden çok antik kenti gezmenizi tavsiye ederim. Fethiye’ye geldiğimizde kamp yerine gitmeden önce Kıdrak koyunda denize girerek güneşi batırdık.

Fethiye’ye ilk 2017 yılının ağustos ayında bizimkilerle gelmiştik. Cimcimim evleniyor oralarda da yalnız kalmasın kız tarafı olarak gidelim hem de buraları da görelim diye o zaman geldiğimizde gezilecek turistlik yerleri gezip bir turistin yapacağı her şeyi (hayır atlamadım evet her şey değil)) yaptığımız için ve Alkın’da daha önce geldiği için daha sakin bir iki gün geçirelim istedik. Bayram nedeni ile Pınar ve Selçuk burada olunca extra bizim için güzel oldu. Fethiye’de iki gece Kayaköy’de Kaya Jungle Camping de kaldık.

fbt

Şehirden uzakta terkedilen Kayaköy’ün eteklerinde göğe bakan çiçeklerinin arasında sessiz huzurlu bir yer. Eğer kamp yapmayı seviyorsanız mutlaka uğrayın. Kayaköy bir asır önce terkedilmiş görüntüsü, hikayeleri ve yaşanmışlıkları derinden etkileyen bir Rum köyü burası. Akşam yemeği için o tarafta Cin Bal adında kendin pişir kendin ye mekanı vardı oraya gittik. Kocaman bir bahçe içinde etlerini kendin seçiyorsun yakılmış mangal getiriyorlar pişirmesi senden.

Biraz duman altı gibi olsa da açık hava olduğundan rahatsız etmiyor. Diğer gün Pınarlar ile haberleşip genellikle yerlisinin bildiği belediyenin işlettiği Karaot plajına gittik. Denizin dalgalı olmasını saymazsak o güne özel gerçekten hem sakin hem uygun fiyatlı yiyip içebilen bir yer. Deniz dalgalı olmasına karşın sıcaklığı banyo suyu ile eşit sıcaklıktaydı. Bu buluşmamız ile üç hafta art arda farklı şehirlerde Pınar ve Selçuk çifti ile etkinlik yapmış olduk. Hem Sinop’ta kınada hem Eskişehir’de düğünde bizi yalnız bırakmayan canım arkadaşlarıma teşekkür ederek biz de onları tatilde yalnız bırakmadık. Bakalım bir sonraki buluşmamız nerede olacak 😊 Ayrıca bu yazıda ek bir şey belirtmek istiyorum “Selçukcum kınada senin paylaştığın hikâyeyi kendi hikayeme eklemediğim için özür dilerim.” Hemen buraya dördümüzün tatil fotoğrafını bırakıyorum 😊Fotoğrafta görüldüğü üzere akşamüzeri hep birlikte yemek yemeğe gittik. Hisarönü’nde Shine adında bir Hint Restoranı. Selçuk’un babasının önerisi ile hep birlikte bir ilki gerçekleştirdik. Herkes kendi damak zevkine göre yemek sipariş verdi. Ben acısız eksi tatlı soslu bir tavuk yemeği söyledim ve gerçekten güzeldi beğendim. Yanında da mantarlı ve soğanlı bezelyeli pirinç söyledik yemeğin sonunda sofrada bir şey kalmamıştı. Selçuk yeni evli olduğumuzu söyleyince hem de babasının tanıdığı olunca bize indirimde yaptı. Yemek sonrası biraz dolaşıp bir yere oturalım dedik ama Hisarönü o eski havalı gecelerini yabancı turistler gelmeyince kaybetmiş.2017 yılında düğünden önce burada Revolution isimli gece kulübüne gelmiştik baya iyiydi eğlenmiştik. Şimdi geriye basit şaşalı ışıklar altında boş mekanlar kalmış. Ölüdeniz belki daha iyidir diye oraya geçtik oranın da tadı yoktu ve yine daha önce de olduğu gibi kötü dondurmanın topuna on lira verdik. Burada açık dondurma yemek mantıksız. İnsanların çoğu kumsalda oturuyordu biz de biraz oturup ay ışığını izleyip evlere (çadırlara) dağıldık. Diğer gün Kayaköy’ün içini gezip bizimkilerin tavsiyesi üzerine merkezde bulunan İksirci Tezcan’da tost yiyip ve atom içerek bir sonraki hedefimiz için yola koyulduk.
Ekincik Köyü Köyceğiz’e bağlı kendi adında koyu olan henüz bakir kalan ufak sessiz sakin bir yer. Ekincik koyuna genellikle Göcek’ten yola çıkan tekneler uğruyormuş. Ekincik’e gelmeden önce meşhur Kaplumbağa Plajı yani bilinen adıyla İztuzu plajına uğradık. Çok fazla kalabalıktı ama deniz çok güzeldi. Biraz denize girip birazda sahilde oturduktan sonra narenciye ağaçlarının arasından sanki bir sanat filminin içindeymişsin gibi uzanan yoldan Köyceğiz’e vardık. Ekincik yoluna döndüğümüzde ise her yer yemyeşil ağaç. Koyu dolaştığın için yol virajlı olduğundan biraz fazla uzun sürdüğünden kalacağınız zamana göre hazırlık gidin çünkü hadi merkeze gideyim diyebileceğiniz bir yol değil. Alkın’ın kuzeni Ekin ve babası sayesinde zeytin ağaçlarının arasında gerçek adı Olive olan ama herkes tarafından Şakir’in Yeri olarak bilinen kamp yerinde kaldık. Kendine özgü tavrı hayat tarzı her akşam eş dost ile kurduğu rakı sofrasında türküler söyleyen bu adam çıkış yaparken parayı gönderdiğimize dair dekont gönderelim deyince “dekontu napim beraber fotoğrafınızı atın isimlerinizi de yazın hatıra kalsın” diyecek kadar da kamp işini ticaret kafasıyla yapmayan nadir insanlardan. Çoğunlukla ailelerin tercih ettiği kampın içindeki patika yolun sonunda koya çıktığınızda waow olduğunuz doğa ile iç içe eşsiz bir yer. Sahilde belediyenin yerinde yemek yedikten sonra o akşam çadırda çalınan müzikler eşliğinde dinlendik. Diğer tüm gün kum güneş ve denizin tadını çıkardık. Bir ara sağıma dönüp uyuduğum için sonrası bir iki gün soluma dönemediğimden kendime kocaman bir aferin verdim günün akşamında köyün içinde salaş Asmaaltı diye bir yer keşfettik. Rakının yanında güzel müzikler eşliğinde yemeğimizi yedik. Ekincik’e özgü Sılcan Yoğurtlaması diye bir meze varmış ama o hafta pazardan alamadıkları için yapamamışlar o yüzden tadına bakamadık. Belki bulurum ben yaparım sonra dedim. Yavaş yavaş Egeli olma yolunda ilerliyorum. Yemekten sonra bize kavun ve kahve ikram ettiler. Çok tatlı sıcak kanlı bir aileydi. Biraz daha oturduktan sonra sahile gittik. Sadece gemilerin direk ışıkları vardı bu yüzden çok fazla yıldız gözüküyordu. Dalgaların sesi eşliğinde kumsalda dans ettik. Kendimden daha romantik biriyle evlendiğimi bir kez daha fark etmiş oldum.Ne demiş Nietzsche “müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanıyor.”
Bodrum sonraki rotamız. Şarkıda da söylendiği gibi ülkenin her yerini gezdim en son da Bodrum orda biraz durdum. Bodrum’a gelmeden önce Akyaka’da biraz dolaşıp dondurma yedik. Daha önce geldiğimiz için geçiş noktalarımızdan biri oldu ve sıcakta ayağımızı Azmak’a sokmak iyi geldi. (Akyaka yazısını okumayanlar sizi Vira Vira Akyaka kısmına alayım). Bodrum’da Yahşi’ye yakın bir yerde Volo kamp yerinde kaldık. Şehrin biraz dışında tepede bir yer. Çadır koyacak yerleri kalmadığı için ağaç evlerde kaldık. Çadır yeri yemekleri kahvaltısı çok güzeldi tek sıkıntısı çok fazla kedi köpek var ve aşırı evciller. Ben de korktuğum için yemek saatlerinde biraz sıkıntı yaşadık. Eğer benim gibi korkuyorsunuz biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz. Benim içli dışlı olduğum tek patili Robin ki ona alışma sürecim bile biraz uzun sürdü. Bodrumda kaldığımız sürece her yerini ya akşam ya gündüz gezdik. Yahşi, Bitez, Gümbet, Yalıkavak, Turgutreis, Gümüşlük…Bodruma giderseniz eğer;

• Zeki Müren müzesini geziniz. Müze kart geçerli.
• Bodrum kalesi hem manzarası hem içindeki müzeleri ile mükemmel mutlaka uğrayın. Özellikle sualtı müzesi.
• Gümbet ile ilgili tek düşüncem gördüğüm duyduğum her şeyi unutursam bodrum anılarımda hep güzel kalacak. Bu kadar kötü bir gece hayatı olan bir yer olamaz tabi zevkler tartışılmaz.
• Daha sessiz ve nezih bir yerde vakit geçirmek ve denize girmek istiyorsanız Yahşi tarafı tavsiyemdir.
• Dondurma konusunda birincisi mutlaka Bitez dondurmasından yiyin ikincisi meşhur Sarıyer Sami ustadan o taze külahıyla birlikte bir top dondurma deneyin
• Gümüşlük’te ya sadece dolaşın ya da deniz kenarında oturun.


Her şeyin çok güzel olduğu Muğla gezimizi de Bodrum’dan çıkarak tamamlamış olduk. Yolda bu sefer bize Multitap eşlik ediyor.

Kişisel Not: Güne bakan çiçeklerine göğe bakan çiçeği dememin nedeni Turgut Uyar hayranlığımdandır.
Kişisel Kişisel Not: Muğla gerçekten doğal güzellikleri ile mükemmel bir şehir. (Bu yazıyı yazdığımda Muğla’nın yavaş yavaş yok edileceğini bilmiyordum yazık çok yazık)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir