İçeriğe geç

Araba Sineması

Giriş tabelasında “sihir sizsiniz” yazan elli haneli kasabının nüfusu, her salı akşamı bir önceki haftaya göre artmaya devam ediyordu. Dünyaya ait değilmişçesine var olan bir kasabaydı burası.

Gökyüzü yeryüzünden daha aydınlıktı. Çirkin yüksek binalar yerine yasemin kokulu tek katlı evler vardı. Egzoz dumanlarının yerini rengarenk bisikletler almıştı. Büyük, gürültülü, yapay ışıklı alışveriş merkezleri yoktu. Her sabah buranın yerlileri küçük dükkanlarını açıyorlardı. Terzi, berber, bakkal, manav, hırdavat, kırtasiye…Günaydın diye başlayan kasaba sakinlerinin günü iyi akşamlar diyerek bitiyordu. Bu eski kasaba kimseye gerçek gelmiyordu. Her salı akşamı saat sekiz buçukta kasabanın doğu kanadındaki boş arazide, beyaz perdenin açılmasıyla sihir başlıyordu. Bu boş arazi bir buçuk saatliğine ayrı ayrı hikayelere ev sahipliği yapan araba sinemasına dönüyordu.
Sosyalleşmenin artık konuşup paylaşmak olmadığı, iki üç kişinin bir araya gelerek fotoğraf çekilip yine yeniden ceplere sığan kişisel dünyalara gömüldüğü günümüz yaşamlarında salı akşamlarının nefes alındığı tek yerdi burası. İsimlerinden, unvanlarından, oturdukları semtlerden arınıyorlardı. Bir arabanın içerisinde arkadaşlar, dostlar, sevgililer, eşler filmle birlikte birbirlerine dönüyorlardı. Sinema salonunda ya da televizyonda film izlemekten farklıydı burası. Çünkü araba sinemasında filmin başlamasını bekleyen herkes bilirdi ki geçen süre boyunca ne sorunları varsa halledip öyle çıkacaklardı buradan. Belki de sorunları yoktu sakladıkları sırlar vardı. Söylenmeyen her söz, susulan her an, ertelenen her konuşma burada çözüme kavuşurdu. Filmi sevip mutlu ayrılanlar kadar izlediğim en kötü filmimdi diyenler de oluyordu elbet ama film boyunca herkes gerçekten nefes alıyordu.
Araba sineması bu salı akşamı yine çok kalabalıktı. Çevre şehirlerden gelen bu insanlar kendi arabasındaki dışında kimseyle iletişim kurmaz, tanıdıklarını görseler bile umursamazlardı. Çünkü kasabadan ayrıldıklarında geçen o saatleri unutup sadece geride kalan hislerle yaşayacaklardı. İşte kasabanın sihri buradaydı. Filmin başlamasına beş dakika kalmıştı ki son bir araba daha geldi. son gelen, arabasını tüm arabaları görebileceği ve perdeye en uzak boşluğa park etti. Tüm farlar kapandı. Beyaz perdeye filmin siyah beyaz görüntüsü yansıdı. Film ilerledikçe arabadaki insanların konuşmaları da farklı heyecan, üzüntü, mutluluk, pişmanlık gibi insani duygularıyla ilerliyordu. Son gelen arabadaki çocuk yeni yaktığı sigarasından birkaç nefes alıp yarım açık camdan dumanı üfledi. Yanında oturan kızın kafasından geçenler dumanla birlikte dağılıyordu. “Seni dinliyorum “dedi çocuk halbuki en çok onun söyleyecekleri vardı. Zaman geçiyordu ama hala asıl konuya gelememişlerdi. Okulun ilk günüydü. Tüm kalabalığın içerisinde birbirlerini görüp iki ayrı kutup gibi çekilmişlerdi. Aynı derslere girdikçe yakınlaşmışlar ama uzun bir süre birbirlerine itiraf edememişlerdi. Aralarındaki bu çekimi çevrelerinde fark edenler olmasına rağmen suskunluklarını korumuşlardı. Bir gün kantinde kalabalık bir şekilde oturuyorlardı. Çocuk, kıza karşı konulmaz bir öp isteği duymuştu ardından kendisine gülüşünü yakalayan kız da daha fazla direnememişti. Uzun süren bir ilişkiye başlamışlardı. Okul bitince yeni yollara girmişlerdi ama hayat hep yollarını bir şekilde kesiştirmişti ve sonunda evlenmişlerdi. İşte şimdi tüm yaşananlara, geçen zamana rağmen arabanın içerisinde iki yabancı gibiydiler. “Ben seni değil resmini tanıyorum, belki sen benim tüm güzel düşüncelerimi yıkarsın “dedi filmdeki adam kadına. İnsan gerçekten tanıdığına değil tanımak istediğine mi âşık oluyordu aynı bir resme aşık olan adam gibi. Çocuk “keşke…” diye cümleye başladı kız hemen bitirmesine izin vermeden onu susturdu. Keşkelere yer yoktu. Pişman değildi. İnsan yaşaması gerekeni yaşıyordu. Olması gereken oluyordu. Bir resim olarak kalsalardı belki sevmeye devam edeceklerdi. Bir resmi sevmek resmin arkasındaki gerçek kişiyi sevmekten daha kolaydı çünkü. Tanıştıkları zamanın, anıların, hislerin, şarkıların, sözlerin, gülüşlerin, bakışların hatırına son kez sarıldılar. Sanki ilk kez sarılıyorlardı. Birbirlerini asıl şimdi gerçekten tanıyorlardı. Film bitip müzik çalarken beraber son şarkılarını dinlediler. Beyaz perde kararınca arabaların teker teker farları yandı. Tüm arabalar hareket etmeye başladı. Kimse saatler öncesindeki o kişi değildi. Duygusuyla yüzleşen her insan yaşadığını daha çok hissediyordu. Kasabanın çıkışında yazan tabela o geceye dair son hatırladıkları olacaktı, “sihir hissettiklerinizdir.”

Kişisel Not : “Sevmek Zamanı” filmde geçen bir cümleyi tetikleyici olarak kullanarak kısa bir hikaye yazdım.Hangi cümle olduğu yazıda zaten mevcut.Ayrıca filmi merak edenler  izleyebilir 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir