İçeriğe geç

Konuk Olmak İstenmez mi?

Aylardan Nisan …Bir bahar günü bu şehre yağmur yağıyor bahar yağmurları diyor kimisi,kimi ise kırk ikindi yağmurları coğrafya kaynaklı…Bu havada şuan nerede olsam mutlu olurdum biliyorum bir elimde kitabım diğer elimde sıcak çikolatam ile hayallerimin gerçeğe dönüştüğü o mekanda

‘’Kıraathane’’ de…
Cuma akşamı arkadaşlarla yemek yedikten sonra evlere dağılacaktık ki içimizden biri arkadaşının da içinde olacağı bir müzik grubunun Kıraathane’de canlı müzik yapacağını eğer istersek gidebileceğimizi söyledi.İlk defa duymamıştım bu ismi fakat gitmek içinde hiçbir sebebim olmamıştı ayrıca yerini dahi bilmiyordum kapısının önünde geldiğimizde fark ettim halbuki her gün servisle önünden geçiyormuşuz… Bazen gerçekten bakmak değil görmek gerekiyor ya da güzel şeyler hep beklenmedik zamanda oluyor her ikisi de bakış açısı ve de duruma uygun:)
Mekandan içeri girdiğimizde olduğum yerde durdum gözlerimle her yeri taradım ne zaman gerçekten şaşırsam tepkisiz olduğum yerde kalırım ve çok fazla beni tanımayan insanlar hep aynı soruları sorar ‘’noldu?’’ ‘’beğenmedin mi ?‘’… yoo aksine ba-yıl-dım…Daha kapıdan adım atar atmaz tüm sıcaklığı ile sizi kucaklayan bir kitap kafe…çok fazla masası olmayan ama aksine çok fazla konuğu olan (müşteri çok maddiyat içeren bir kelime ve kesinlikle bu yer için uygun değil) içinizi huzur kaplayan bir ortam…en dipte tiyatro sahnesine konulmuş koltuklar ile yapılmış bir köşe gerçekten tiyatro sahnesi perdesi kapanmayan zamanı gelince alkışlar ile seyirci karşısına çıkacak oyuncularını bekleyen… solda küçük bir mutfak ama güler yüzlü çalışanları beni en çok mest eden çünkü bir mekanı makan yapanların başında gelir bence çalışanlar …dikkatimi tahtaya yazılmış olan ‘’kahvaltı yanında kitap hediye’’cümlesi çekti o kadar dikkatli bir şekilde bakmış olmalıyım ki çalışan kızın bana gülümsediğini fark ettim süpermiş diyerek bende ona gülümsedim …

Canlı müziğin başlamasını piyanoya en yakın olan ahşap masada çay sıcak çikolata içip daha önce adını dahi duymadığım kunta kinte yiyip sohbet ederek beklerken nerede çıkacaklarını da kendi kendime düşünüyordum ki çalacak olanlardan biri piyano başına geçti ve ben dakikalar içinde bir kere daha şaşırdım…İki başka arkadaş daha gelip notalara dokunarak ilk şarkıyı çalmaya başladılar ‘’ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın’’ Yeni Türkü …Gözlerimi kapadım ve bu kadar mükemmel ise ancak rüya olabilir bu diye düşündüm…Şarkı bitince piyano çalan arkadaş ”unutulmaya yüz tutmuş şarkıları elimizden geldiğince çalacağız dilimiz döndüğünce söyleyeceğiz sizlerle umarım eğlenceli bir akşam geçirirsiniz” diyerek yeniden dokundu notalara ve üniversitede tanıştığım hala bıkmadan dinlediğim Ezginin Günlüğü’ne ait sevdiğim şarkılarından birine ait olan cümleleri söylemeye başladı ‘’Ah küçücük gemi sulara attın şimdi kendini delisin…’’Her çalan şarkı bir öncekinden güzel anlamlı ve de özenle seçilmiş gibiydi… her notada aç olan ruhumuz doyuruyorduk çok uzun zamandır bu kadar mutlu olduğumu hissetmemiştim…Bir ara şarkı bittiğinde ezan sesi duyuldu piyanoyu çalan aynı zamanda şarkıları söyleyen arkadaş ‘’eğer ezan okunurken çalmamı istemeyen varsa ara verebilirim yoksa devam edeceğim dedi’’ kimse bir şey demedi ve tekrar tuşlara basarak notalara can verdi…Aklımda o an iki şey geçti birincisi hala kendi düşünce ,doğru ve yanlışlarını karşısındakine empoze etmeden karşısındakinin fikir, inanç,duygu ve düşüncelerine saygı duyan insanlar var bu coğrafyada bunu bilmek sevindirici ikincisi gerçekten herkes aynı fikirde miydi acaba çünkü ne yazık ki toplumdan dışlanmamak adına düşüncelerini bastıran bir toplumda yaşıyoruz ve bunu bilmek iae bir o kadar üzücü…

Ve düşüncelerimden sıyrılıp şarkılara geri döndüm hem de berbat sesimle eşlik ederek en sevdiğim şarkıları bu kadar art arda dinlemeyeli çok olmuştu ‘’kalbim seni unutur mu’’,’’farketmeden’’,’’eksik bir şey mi var’’,sevdadandır dedi annem aldırma’’,bana sımsıkı sarılı görenler olmuş’’,”sustukça konuştuk sanki fincana kahve koydum gel”,’’bir fırtına tuttu bizi’’, ‘’bir kedim bile yok anlıyor musun hadi gülümse’’ ‘’yani olmuyor’’ daha bir çoğu ve kapanış…
Daha yazacağım çok şey var aslında merdivenlerden çıkınca yukarıdaki dans salonu gibi…Aradığım her şeyin bir arada toplandığı bu yer benim için yeni bir başlangıca vesile oldu…Eğer yazmasaydım bunları içimde kalacaktı…Aslında daha da yazarım hatta bence eksik bile kaldı ama bence gidip görün kendiniz doldurun eksikleri diyerek yazıma bir kaç not eklemek üzere nokta koyuyorum.

Not 1: Kıraathane: Osmanlıca kıraat ve hane kelimelerden birleşiminden oluşan okuma yeri anlamına gelir…

Not 2: Müzik yapan guruba çok teşekkürler emeklerine sağlık…

Not 3: KuntaKinte: Islak kek, ben de ilk duyduğumda önyargı ile yemem dedim ama sonra gömdüm deneyin bence önyargılı olmayın!..

Not 4: Kırım cad. no:29 Eskişehir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir