İçeriğe geç

ve sonra sana yazdım Hakkında

   Eğer bir hayalin varsa gerçekleşmesi için cesaret etmek gerekiyormuş…O cesareti kendimde bulduğum andan itibaren içimdeki heyecan hiç dinmedi. Öyle ki heyecanım her yeni gün, başka birinin kitabımı okuyup yorum yapması ile günbegün artıyor. Gelen her yorum benim için değerli çünkü beni geliştiriyor ve bir sonraki yazıma hazırlıyor. Hatta şu an bu yazıyı yazmamda bile bunun etkisi var.

    Hikâye gerçekse hiçbir konu kötü değildir. Belki de bu yüzden insanlar, kendilerinden hep bir şeyler buldular. Altlarını çizdikleri her bir cümle kendi hikayelerinden bir parça. Peki ya gerçek mi bu hikâye yoksa gerçekle iç içe bir kurgu mu? Buna İnci Aral’ın kurduğu bir cümle ile cevap vermek istiyorum: “her yazar önce kendi eteğindeki taşları döker.” Fakat ek olarak eklemem gerek ki olay döngüsünü oluşturmak için kurgu şarttır. Çünkü şu bir gerçektir ki bazen anlatılmaz ve yazılmaz sadece yaşanır. Kitabın arka kapağında “farklı hayatlardan gelen Papatya ve Pars büyülü şehirde aynı ritimde buluştu…Artık Paris’in yeni bir hikayesi daha var” yazıyor. Neden Paris? Çünkü Paris; aşkın, sanatın ve özgürlüğün olduğu romantik bir şehir. Ayrıca Audrey Hepburn’ün dediği gibi “Paris her zaman iyi bir fikirdir!”

      Karakterlere gelirsek ise, ilk soru isimler oluyor. Kimi okuyucuya göre isimler çok değişik kimine göre ise çok fazla isim var. Kitabın belirli kısmına gelene kadar isimlerin birbirileriyle bağlarını çözmek bazı okuyuculara karışık gelmiş olması çok doğal. Bu, bir ortamda aynı anda birçok kişiyle tanışmamız gibi.  Ama zaman geçtikçe aklımızda kalanlar ve unuttuklarımız olur, aynı kitaptaki gibi. Herkese göre akılda kalan, unutulmayacak karakter farklı. Hepsinin direkt olmasa bile bir şekilde birbiriyle bir kesişme noktası ya da olayı var. Aslında bakınca hep öyle değil mi? Toplum içinde yaşıyoruz ve her tercihimiz, hayatımıza giren her insan başka bir insanın da kaderini bir şekilde etkiliyor. Bu durumda kader ve tercihler her zaman ortak bir paydada buluşuyor. Fakat ben okuyuculara göre keskin yorumlar yapamıyorum. Bu cümleyi neden kurdum, çünkü; “Pars çok sinir bozucu bir karakter, Papatya çok güçlü bir karakter “gibi cümleler çok duydum. Aslında yazarken ben bile ne Pars’ın bu kadar okuyucuya sinir bir karakter geleceğini ne de Papatya’nın bu denli güçlü görüneceğini hesaplayamamıştım. İstediğim bu kadar keskin çizgiler miydi bilmiyorum. Çünkü her karakterin kendine özgü bir geçmişi var ve bakıldığında herkes geçmişi ile bugünkü kişi olur. Tek bildiğim hissederek yazdığım cümlelerin karşı tarafa duygusunu geçirebilmiş olmanın verdiği mutluluk.  İsimlere gelince ise hepsinin karaktere göre bir anlamı var. Burada tek tek yazmam zor. Çoğunlukla okuyanlar Mavi’yi sorduğundan onu açıklayım. Cemal Süreya’nın çok sevdiğim bir şiir var “Mavi, bir renkten daha fazlası bence. Sonu olmayan bir gökyüzü, umut dolu bir deniz.” İşte bu yüzden Mavi.

    En çok hangi karakteri sevdiğim sorulduğunda da elbette bir cevabım var. Bu tartışılmaya kapalı bir konu ve kesinlikle Mavi karakteri benim favorim. Bunun iki nedeni var. Birincisi herkesin hayatında mutlaka bir Pars olmuştur ama Mavi’yi bulduysanız şanslısınız. İkincisi ise örneğin, Pars bir karakter o olmasa yerine başka bir karakter olabilir ama ben bu kitabı Mavi için yazdım. Bu yüzden okuyanlar bilir ki kitabın adı “Ve Sonra Sana Yazdım” …   

   Kitaptan sonra hayatım değişti mi diye soranlara ise cevabım;” Kendimi daha özgür ve mutlu hissediyorum. Çünkü dans kadar yazmakta insanı özgürleştiriyor.” 

Kişisel not: Kitapla ilgili başka sorularınız olursa özelden yazınız içtenlikle cevap veririm. Bu günlerde en çok sevdiğim şey kitabım hakkında konuşmak.                                                                    

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir