Güzel ya da kötü şeyler olurken sadece o ana odaklanıyoruz. Duygularımız o an yaşananlara göre değişiyor ama sonrasında mutluluk baki kalsa da kötü yaşanan olayların üzerinden geçen zamanda duygularımız o anki duyguda kalmıyor.
Değişiyor ya da dönüşüyor. Son iki haftada çok fazla şey oldu ve çok fazla duygu karmaşası geçirdik. Özneyi çoğul kullanıyorum çünkü öyle şeyler yaşadık ki ülkenin her şehrinden insanları ile bazen aynı duygularda bazen ise karşıt duygularda buluştuk. Herkes nasıl farklı bir kere daha anladık. Canlarımız gitti, insanımız, hayvanımız, ağacımız. Evlerimiz gitti o evlere ait anılarımız. Her gün bir bir yandılar. Giden gitti yerine ne koysan telafi etmez sözler umut vermez ama dönen dünya ile bir sonraki güne yeniden başlamak için tutunacak bir şey buluruz ve öyle de oldu. Yaralarımızı sarmak zaman alacak. Yaralarımız kabuk bağlayacak izi kalacak ama bir daha kanamaması için çabalamak gerekecek. Olan oldu değil bir daha olmaması için ders çıkarmak ona göre yaşamak gerekecek. Çok fazla masum var bu olanlarda ama bir o kadar da suçlu. Suçlu olan kim mi benim fikrimce yaşananlarda vicdanı olmayan herkes suçlu net.
Tüm bunlar olurken doğa için çalan Fazıl Say’ın dinletisine gittik Cunda’ya karşı denize nazır bir amfinin tepesinde susmayan cırcır böceklerinin eşliğinde o eşsiz dokunuşları ile geçen seksen dakika büyüledi beni. Yıllar önce rüyamda görmüştüm. Bir salonun ön tarafından kendini izliyordum o günden beri takip ettim ama yaşadığım şehre hiç gelmedi demek bugüne kısmetmiş dedim içimden. Her şeyin bir zamanı olduğu gibi bu da bu zamana aitmiş. Bir söyleşisinde dinlemiştim çocukluğu babası Ahmet Say’ın yakın arkadaşlarının geldiği evde onların arasında geçmiş. Onlar dediğim Cemal Süreye ve Turgut Uyar…Bir ah çekmiştim o sabah istemsizce kendi çocukluğumu düşünürken boşuna demiyorlar aslında seni sen yapan çocukluğun diye. Daha iyi bir çocuk olabilir miydim acaba kim bilir ama daha iyi bir insan olabiliriz en azından bu mümkün hepimiz için…
Alkın yeni bir yaşa girdi mesela karşımızda Karaburun yanarken. O an sadece çaresizce havadan müdahale edilen o orman alana baktık. Saatler sonra kontrol altına alındı ama yine giden canlar oldu. Ne kadar kimi için ağaç can sayılmasa bile ve onlarsız nefes alınamayacağını bilmese de beyaz adam bizim yine canımız yandı. İki gün üst üste erken kutladığımız için doğum gününü o gün kutlamasız geçti. Bir akşam aile yemeği ve yaptığım pasta ile diğer gün Bostanlı’da barda arkadaşları ile kutladık. Böylece bir yaş daha büyürken geriye baktığında son bir ayda bile hayatı aslında ne çok değişti ve de benim hayatımı nasıl güzel değiştirdi. İyi ki doğmuşsun Şurimşine.
Güzel olan diğer bir şey ise keçi inatlı kardeşim evlendi. Yıllar önce beni arayıp hafta sonu mutlaka gelmelisin sürpriz doğum günü yapacağım ve evlenmek istediğimi söyleyeceğim yüzük aldım dediği o kızla Ezgi ile iki gün önce yeni bir hikâyeye başladılar. Yıllar önce o gün yanında olduğum gibi bu sefer yanında olamadım çünkü hayatın bize dair başka planları varmış. Arı sokması, yangından yol kapanması, arabanın bozulması, bilet olmaması işaretler işaretler… Bir şekilde o gün yanında olamadım ama önemli olan gönüller bir daha çok güzel yeni anılarımız olacak. Hep çok mutlu olun!…
Hayat işte böyle. Mesela yol boyunca devamlı fındık satan tezgahlar görürsün. Göz hakkı diye karar verir ve birinden alırsın. İçi boş çıktığı o an yaşadığın hayal kırıklığı olsa da aslında ya yediğinde acı denk gelseydi diye düşünür o ana dair duygunu sonradan dönüştürsün ve böylece o anı hep gülümseyerek hatırlarsın. Her şey olması gerektiği zamanda olması gerektiği gibi olur. Zamanı, kişileri ve olayları değiştiremezsin. Önce koruk sonra üzüm en son şarap olur. Ya yersin ya da çok içersin…